"Yaralar sadece acımakla kalmazlar, bazen tatlı tatlı kaşınırlar da... Ruhumuzda derin bir yer edinen hatıralar da öyledir, tenimizdeki yaralara benzerler. Zaman donmuş, kabuk bağlamıştır. Biz o kabuğun altındaki büyülü manzaralara bakar, iç çekeriz. Gözümüzde birkaç damla gözyaşı birikir, büyük bir coşku ve inançla tekrar sarılırız hayatımıza..." Bu satırlar Haşmet Babaoğlu'nun "Rüyalarını ver Bana" isimli kitabından... Kitabı bir gecede okudum, o kadar tanıdıktı ki yazılanlar... Aklımda kalanları paylaşmak istedim günlüğümle... Birlikte olmakla birlikte yaşamak farklıdır diyor, iki sevgili birlikteyken sadece birbirlerine, birlikte yaşarken ise birlikte dünyaya bakarlar diyordu, ne kadar da doğruydu! Ne güzel de anlatılmıştı artan sorumluluk, birlikte dünyaya bakmak ifadesiyle... Kader sonu olmayan bir labirenttir, hangi yoldan gidersen git kendini başladığın noktada bulursun diyordu kitapta...Sanki bazen hayat, hep aynı nokta ya çıkan bir yola benzemiyor mu?
"Ama tutku tehlikelidir.
Tutkunun iki yanı da keskin bıçaktır. Tutacak yeri de yoksa eğer buçağın, bazen kanamyı göze almak gerekir…
En berbat özelliği nedir tutkunun?
Bağlandığınız kişinin gücü elinde tutan taraf olduğunu bilirsiniz.
İşte bu bilgi berbattır ve öfkeyi besler." Bence fırsatınız olursa bu kitabı okuyun...
Tuesday, November 27, 2007
Tuesday, November 20, 2007
Yaşamda ki tezat...

Uzun zaman oldu biliyorum,internette hala grev nedeniyle sorun var. Yeni bir yazıyla merhaba demek istedim günlüğüme ve tabiki sizlere.... Malum küresel ısınma mevsimlerimizi değiştirdi...Öyle ki hiç umulmadık bir anda yağışlar başlıyor ve sonrada sanki hiç bir şey olmamış gibi güneş gökyüzünde beliriveriyor.... Sırılsıklam olduğum bir günde hemen ardından güneşi hiç bir şey olmamış gibi gökyüzünde görünce işte hayat bu dedim kendi kendime...Yaşadıklarım geldi aklıma; bazen öyle ağır şeyler yaşıyor ki insan birden bastırıveren sağnak bir yağmurun altında kalırcasına, hazırlıksız yakalanıveriyor... Bu defa farklı ben nasıl yaşarım ya da bunu nasıl atlatabilirim ki, çok güçsüzüm dediği yağmurlu günler geçince güneşli bir günde sanki hiç bir şey olmamış gibi huzurlu buluyor kendini... Ama hep korkuyor "ya o yağmurlar yeniden yağarsa" diye! Ben yağmurları severim; belkide güneş yağmurlarla daha bir anlamlı...Sadece güneş olsa yağmuru özlemezdik, sadece yağmurlar yağsa güneşi...Sahi insan hiç bilmediği, tatmadığı, dokunmadığı, hissetmediği, görmediği bir şeyi özler mi? Bir soru daha var aklımda sormak istediğim, neden insanlar çok güldükleri bir günde, sanki kötü bir şey olacakmış hissine kapılırlar ve umarım ağlamam derler... Hayatın tezatları işte bunlar...Bize öğretilen tezatlar. Çok gülersen ağlarsın, hayatta herşey yolundaysa kötü birşeyler olabilir....Sanırım benim kafam yine karışmış :)
Subscribe to:
Posts (Atom)