Saturday, December 29, 2007

Yüzleşme...

Bazen sanki hiç bir kontrolünüz yokmuş gibi hissedersiniz hayatınızın akışında...Zaman, mekan hatta o an düşündüğünüz ve hayatınızda var olan insanlar dahi sizin dışınızda gibi gelirler; öyle derin bir boşluk ve çaresizliktir belkide yaşanan...Durup düşünürsünüz, hatta düşüncelerinizi ifade eden tek bir kelime bile bulamazsınız, kelimeleriniz bile ait değildir düşüncelerinize!En yakınlarınızla bile konuşmak istemezsiniz, bu onları daha az sevdiğiniz anlamına gelmez asla; kendinize bile anlatamadığınız duygularınızı nasıl açabilirsiniz ki en yakınınız da olsa...İnsanın kendine bile anlatamadığı ama içten içe bildiği, bilinç düzeyinde anlam bulduğunda onu yaralayabilecek gerçekleri vardır. Bu gerçekleri çoğu zaman kendi bile görmez; göremez ya da görmek istemez...Belkide hayat bu görmek istemediğimiz gerçeklerle yüzleştiğimizde öğrendiklerimizin toplamı...Figen

Monday, December 17, 2007

Adsız...


Hızlı hızlı atarken adımlarımı, arkamdan koşarak gelişini görmemişim...Yıllar sonra adımı senin sesinden duyunca tanıyamamış olmak sesini, bir bilsen öylesine acıttı ki içimi...Nerden bileceksin ki, hem canımın acıdığını bilmiş olsan bencilce koşarmısın yıllar sonra ardımdan? Söylesene nedir yıllar sonra istediğin benden? Sen değil miydin giden? Sevmek vazgeçmekse eğer bir defa vazgeçince asla dönmemelisin geriye...Bırak kalan sarsın yaralarını...Hem ben çoktan sardım yaralarımı, ödedim arkanda bıraktığın manevi borçlarını....Canımı acıtan sana bakınca öncenden delice atan kalbimin, artık bir yabancıya bakar gibi suskun kalışı; bıraktığın ağır yükler kalbimin kanatlarını çoktan kırdı...Sen kırık bir kanat tek başına nasıl sarılır bilir misin; bir de o kanadı çok sevdiğin bir insan kırmışsa? Bilsen koşarmısın ısrarla sesimi duymak, yüzümü görmek için ardımdan...Bırak geçmişimdeki gibi kal, bırak geçmişteki gibi kalayım...Yüzümdeki izlerde arama kendini, sen gideli yüzümdeki çizgiler bile değişti...

Tuesday, December 11, 2007

Sahip Çıkmalıyım Ruhuma...


Sadece beni düşün istiyorum; sadece bana uyan ve gözlerini sadece bana kapat...Bencillik bu biliyorum; seni seviyorum demek yetmez bazı bencillikleri örtmeye, bunu da anlayabiliyorum! Hayatımda ilk kez bencillik yapan ben olmak istiyorum, bırak bu kez bencilce seveyim! Gördüm aşkı da , nefreti de...Bencilliği de tattım, çaresizliği de yaşadım. Heybem karma karışık acılarla, umutlarla dolu, ama ben o heybeyi boşaltıp, sadece senle doldurmak istiyorum; yardım et! Bunları duyup korkarsın beni sevmekten diye yine kendi içime dolup, kendi içime boşalıyorum...İçimde senden gizlice biriktirdiğim umutlarımı toplasam, alsam onları ruhumdan ve bıraksam denize, umutsuzca sevsem seni, belki umut yoksa acıda olmaz...Hani her an gidecekmişsin gibi sevsem ben seni,hiç umut olmadan. Biri bağlanacaksa sen bağlansan bana, dedim ya bu kez bencilce sevmek istiyorum...Bana bencilliği onlar, sevdiklerim öğrettiler...Etrafıma bir duvar ördüysem, kimseyi daha çok sevip bu kez yine incitmesinler çocuk ruhumu diye...Anladım ki insan kendisi korumazsa, kendisi sahip çıkmazsa ruhuna, kendisi saklamazsa kırılganlığını, kimse sahip çıkmaz onun ruhuna, acılarına ve ona acımazlarda...Murathan Mungan'ın da şiirinde söylediği gibi "Gün geldi öğrendin: Sahip olanlar bile sahip çıkmadı sana"...Figen

Sunday, December 9, 2007

İkimizin dramından bir mutluluk çıkar mı?


Genç kız kahvesini alıp eline, oturdu penceresinin önüne. Yağmurlu bir günde seyretti o çok sevdiği denizi. Şimdi sana dokunabilecek kadar yakınım, peki neden korkuyorum diye sordu kendi kendine...Belkide aklımda öylece kalmalısın, dokunursam sana belki bozulur büyü, saatin 12 yi vurması gibi herşey balkabağı...Ama hiç dokunmadan vazgeçersem seni görmekten, elinde hayalden bir ayakkabıyla kalan prens misali...Söylesene prensim hangisi daha iyi? Figen

Wednesday, December 5, 2007

Büyüyoruz...


Genç kız yorgundu, bir kaç adım daha attı;güçlükle...Öylece bıraktı kendini gecenin sesizliğine...İlk kez ürküttü onu bu sessiz gece; oysa tanıdıktı gecenin rengi de sessizliğide!Bu kez farklı dedi kendi kendine, bu kez farklı...Yavaşça süzüldü yaşlar gözbebeklerinden; uzun zamandır ağlamadığını hatırlattı yanan gözbebekleri yaralı ruhuna!Ben bu kez gerçekten denemiştim, özür dilerim dedi kendi kendine; seslenişi ruhunaydı, kendine yaşattığı acıların izlerini sarmak ister gibiydi; ama nafile, dokunamadı ruhuna!Artık ruhu bile uzağındaydı, bu daha çok acıttı canını...Soğuktu elleri, gözyaşlarını bir çırpıda silip attı, ama bir defada silinmiyordu ki gözyaşları...Ağlamıcam dedi son hıçkırığıyla; büyüdüm!Hayat bu kadar işte dedi; daha fazlasını ben nasıl bekleyebildim, bunu defalarca neden yaptım ruhuma? Hayat şarkıdaki gibi "benim gibiler için tasarlanmamıştı" ki dedi...ve yavaşça tekrarladı BÜYÜDÜM, büyüyorum anne! Figen

Tuesday, December 4, 2007

hayallerin resmi...


Sevgili İlknur beni mimlemiş... Hayallerimden birini bir resim aracılığıyla anlatmam gerekiyormuş... Benim en büyük hayallerimden biri başarılı bir ressam olmak, geç kaldığımı düşünmüyorum Van Gogh ressam olmaya karar verdiğinde 27 yaşındaymış... Resimle, resimdeki renklerle anlatmak istiyorum insanlara duygularımı...Şövalemi alıp, çıkmalıyım yola ve resme dökmeliyim hayatın içinde ki beni!

Sunday, December 2, 2007

Şarkılarım...

"Eski bir radyo, sadece ses olsun diye açılmış...
Işıklar hep açık, sanki o hiç gelmeyeni bekler gibi!
Gözler hep aynı boşluğun çaresizliğinde...
Yarınlar hep mi uzak?
Peki ben nerede bıraktım umutlarımı?
Benim kanatlarım var mıydı?
Yoksa ben hiç uçmadım mı?"
Bloğa yazınca anlıyorum, sanırım kafam yine karışmış, bu kez dizelerle anlatmak istedim duygularımı. Bana bunları ne mi yazdırdı? Radyoda çalan bir şarkı...Şarkı deyip geçmemek lazım, bana bunları yazdıran elbetteki şarkı değil, şarkıya yüklediğim anılarım,şarkının bana hatırlattıkları...Sanırım kanatlarım vardı ve bu şarkıda o zamanlardan...Bu şarkıyı dinleyemediğim zamanlarım oldu, şimdi hüzünlensem de dinleyebiliyorum demek ki yeniden uçma zamanım gelmiş!

Tuesday, November 27, 2007

Bir kitap ve tanıdık hikayeler...

"Yaralar sadece acımakla kalmazlar, bazen tatlı tatlı kaşınırlar da... Ruhumuzda derin bir yer edinen hatıralar da öyledir, tenimizdeki yaralara benzerler. Zaman donmuş, kabuk bağlamıştır. Biz o kabuğun altındaki büyülü manzaralara bakar, iç çekeriz. Gözümüzde birkaç damla gözyaşı birikir, büyük bir coşku ve inançla tekrar sarılırız hayatımıza..." Bu satırlar Haşmet Babaoğlu'nun "Rüyalarını ver Bana" isimli kitabından... Kitabı bir gecede okudum, o kadar tanıdıktı ki yazılanlar... Aklımda kalanları paylaşmak istedim günlüğümle... Birlikte olmakla birlikte yaşamak farklıdır diyor, iki sevgili birlikteyken sadece birbirlerine, birlikte yaşarken ise birlikte dünyaya bakarlar diyordu, ne kadar da doğruydu! Ne güzel de anlatılmıştı artan sorumluluk, birlikte dünyaya bakmak ifadesiyle... Kader sonu olmayan bir labirenttir, hangi yoldan gidersen git kendini başladığın noktada bulursun diyordu kitapta...Sanki bazen hayat, hep aynı nokta ya çıkan bir yola benzemiyor mu?
"Ama tutku tehlikelidir.
Tutkunun iki yanı da keskin bıçaktır. Tutacak yeri de yoksa eğer buçağın, bazen kanamyı göze almak gerekir…
En berbat özelliği nedir tutkunun?
Bağlandığınız kişinin gücü elinde tutan taraf olduğunu bilirsiniz.
İşte bu bilgi berbattır ve öfkeyi besler." Bence fırsatınız olursa bu kitabı okuyun...

Tuesday, November 20, 2007

Yaşamda ki tezat...


Uzun zaman oldu biliyorum,internette hala grev nedeniyle sorun var. Yeni bir yazıyla merhaba demek istedim günlüğüme ve tabiki sizlere.... Malum küresel ısınma mevsimlerimizi değiştirdi...Öyle ki hiç umulmadık bir anda yağışlar başlıyor ve sonrada sanki hiç bir şey olmamış gibi güneş gökyüzünde beliriveriyor.... Sırılsıklam olduğum bir günde hemen ardından güneşi hiç bir şey olmamış gibi gökyüzünde görünce işte hayat bu dedim kendi kendime...Yaşadıklarım geldi aklıma; bazen öyle ağır şeyler yaşıyor ki insan birden bastırıveren sağnak bir yağmurun altında kalırcasına, hazırlıksız yakalanıveriyor... Bu defa farklı ben nasıl yaşarım ya da bunu nasıl atlatabilirim ki, çok güçsüzüm dediği yağmurlu günler geçince güneşli bir günde sanki hiç bir şey olmamış gibi huzurlu buluyor kendini... Ama hep korkuyor "ya o yağmurlar yeniden yağarsa" diye! Ben yağmurları severim; belkide güneş yağmurlarla daha bir anlamlı...Sadece güneş olsa yağmuru özlemezdik, sadece yağmurlar yağsa güneşi...Sahi insan hiç bilmediği, tatmadığı, dokunmadığı, hissetmediği, görmediği bir şeyi özler mi? Bir soru daha var aklımda sormak istediğim, neden insanlar çok güldükleri bir günde, sanki kötü bir şey olacakmış hissine kapılırlar ve umarım ağlamam derler... Hayatın tezatları işte bunlar...Bize öğretilen tezatlar. Çok gülersen ağlarsın, hayatta herşey yolundaysa kötü birşeyler olabilir....Sanırım benim kafam yine karışmış :)

Friday, October 26, 2007

Lunaparkları lunapark yapan...


Bugün toplanan bir Lunapark gördüm....O kadar renksizdi ki, sonra Lunaparkı coşkulu yapanın ne olduğunu düşündüm...Lunapark alanında mutlaka çocuklar olmalı dedim; cıvıl cıvıl her yaştan çocuk sesleri doldurmalı meydanı...Sonra her renk bulunmalı ve bol ışıklı olmalı, o kadar çok olmalı ki ışıkları aynı umutla bakan bir çocuğun gözlerini hatırlatmalı insana...Öylesine güzel olmalı ki o ışıklar, içindeki çocuğu hatırlatabilmeli bir yaşlıya! Şekerde olmalı...Hani şu insanın hayatında tadına vara vara yiyebileceği şekerlerden! Salıncakları, atlı karıncası, çarpışan arabaları...Ama illaki çocukça yürekler, ve çocukça umutlar! Hangi yaşta olursa olsun insan, eğer içinde ki çocuğu yaşatabilirse lunaparklar onun için hep aynı kalır, önemli olan, lunaparkları lunapark yapan hep o hatırlattığı çocukça gülümsemeler ve çocuksu masumiyet değil midir!

Wednesday, October 24, 2007

Koşmalıyım...


Koşşam saatlerce, nereye gittiğimi bilmeden...Yıldızlarla dolu olmalı o gece gökyüzü...Sadece kendi ayak seslerimi duymalıyım...Yağmur yağmalı inceden ve rüzgarda savrulmalı uzun saçlarım...Kendimle sadece kendimle yarışır gibi koşmalıyım...Denize dönük olmalı yüzüm ve deniz kıyısında son bulmalı kendimle olan yarışım! O an durup sadece kendime kendi ruhuma dokunmalıyım ve birden havai fişekler patlamalı gökyüzünde! ve aydınlanmalı hayatım, ruhum; çocukça gülümsemeliyim...Sonra da hiç bir şey olmamış gibi o deli ruhu içime hapsedip yola devam etmeliyim!

Tuesday, October 23, 2007

Dallarımda rüzgarlar...


Büyük bir ağaç olmaya çalışan, genç bir ağaca benzettim bugün kendimi! Her bir yaprağım çok değerli...Köklerimle daha derinden tutunmaya çalışıyorum hayata! Rüzgarlarımda var tabiii, her bir dalımda ve yaprağımda hissettiğim, kimi zaman sert, kimi zaman ılık rüzgarlar...İzin veremem rüzgarların yapraklarımı savurmasına; dedim ya büyük bir ağaç olmak istiyorum! Bazen savruluyor yapraklarım rüzgarlarla ama ilk bahar fırsatında yeniden filizleniyorlar! Ve ben artık biliyorum; yeni açan yapraklarımın değerini; çünkü onların anlamını bana esen sert rüzgarlar öğretti! Yine Figence kısa bir yazı, benim kısa yazılarımda büyük anlamlar gizli, hayat da öyle değil mi zaten, bazen küçük bir şey yaşarsın ve kocaman şeyler öğrenirsin...

Tuesday, October 16, 2007

çığlık çığlığaaaaaaa


"Işıkla kal ve sakın değişme
Onlar seni değiştirmek isteseler de
Başını eğme ismimle uyan her güne
Ne kadar benim olmak istemesen de

Sesimi hisset şarkıma dokun işte
Onlar hep sorarlar boşver ilgilenme
Kaçı kaldı ki sen çekip gidince
Ne kadar geri dönmek istemesen de" Emre Aydın.... ÇOK güzel bir şarkıııı! Gecenin bu saati olmasaydı son ses açıp dinlemek isterdim...Süperego yine iş başında :)

Monday, October 15, 2007

Huzuru paylaşmak...


"Fazla bir şey istemem, sadece dur burda" diyor şarkıda...Oysa ne kadar da zordur sessizliği paylaşmak, aslında zor olan sessizliği paylaşabilecek ve yanında huzur duyulacak insanı bulmak değil midir? Eğer o insanı şu an bulmuş olsaydım ona:Sana ihtiyacım var ama sadece sessizce otur yanımda; yorma sorularla, nedenlerle beni; zaten nedenlerini bilseydim ben de sessiz kalmazdım ki demek isterdim; isterdim konuşmadan saatlerce oturmak... Huzur ne kadar da zor bulunur oysa; şu zaman diliminde insanlar her şeye, her sevgiye, ve her insana kuşkuyla bakarken; ne zor bulunan bir hazinedir, yanında huzur bulunabilecek diğer yarıyı bulmak...

Ben 5 Mevsimim


Karar verdim ben sadece 4 mevsim değil, 5 mevsimim...Nasıl olur demeyin, bazen öyle bir ruh haline bürünüveriyorum ki hiç bir mevsime benzemiyor; işte o ruh halim benim beşinci mevsimim. Şu aralar kışa dönük olsa da mevsim, benim içimde ılık bir ilkbahar kıpırtısı var; nedenini bilmiyorum ama çok güzel bir mevsimdeyim :)Bu arada hafta sonu o çok özlediğim yağmurlar yağdı; çocuksu bir gülümsemeyle izledim damlaların düşüşünü, çok güzel bir duyguydu! ve figence bir sözle bitirmek istiyorum yazımı "Havalar nasıl olursa olsun, sizin mevsiminiz hep bahar olsun"... :)

Thursday, October 11, 2007

Toplamı benim hayatım....


Ne güzel söylemiş Özdemir Asaf..."Benim söylemek için çırpındığım gecelerde siz yoktunuz!" Var olmasını çok istediğiniz anda yanınızda olmayan insanlar ya da tam tersi günlerce söylemek istediklerinizi biriktirip karşınıza geçtiklerinde hiç bir şey söyleyemediğiniz anlar...Öyle geceler ve günler yaşarki insan sadece kendine anlatabilir, kendi içinde birikenleri yine sadece kendi içinde toplayabilir! Boşadır çırpınışlar aslında, çünkü kendi acısını ve kendi yaralarını yalnızca kendi sarabilir insan...Belki de ondandır; söylemek için çırpınılan gecelerde yok oluşları O insanların...Evet öyle geceleri bende yaşadım; o can acıtan gecelerde ben de yalnızdım, ama öyle şeyler öğretti ki o yalnızlık; toplamı benim hayatım!

Tuesday, October 9, 2007

Yağmurlarım vardı...


Evet ben bir zamanlar yağmurlar altında ıslanırdım...Umrumda değildi sırılsıklam olmak! Ne oldu o yağmurlara? Ben şimdi en son ne zaman yağmurda yürüdüm; hatırlamıyorum bile...Hani kar çok nadir yağar ve mutlu eder ya insanı, şimdi yağmurun yağışını görmekte öyle oldu...İlk yağmur yağışıyla birlikte kendimi sokağa atıp, saatlerce ıslanmak, yorulmadan yürümek istiyorum...Sonra da eve gelip, perdeleri sonuna kadar açıp, cama vuran damlaları dinlemek, sokakta koşuşturan insanları seyretmek! Umarım daha çok beklemem...

Sunday, October 7, 2007

Guguk Kuşu


Mutlaka izlenilmesi gereken filmlerden biri...

Friday, October 5, 2007

Önce İNSAN...


Resim Hürriyet gazetesinin geçmişten bugüne insanlık tarihinin ortak belleğinden silinmeyen en çarpıcı anlar isimli foto galerisinden alıntıdır. Galeride pek çok resim vardı ama ben bu resimden çok etkilendiğim için blogumda yer vermek istedim. Irkçılığın o dönemlerde hangi boyutlarda olduğunu yansıtan bir resim...İnsanları renklerine, konuştukları dillere, cinsiyetlerine, ırklarına, sosyo-ekonomik düzeylerine göre kategorize eden insanları anlamanın ve bu şekilde bir ayrımı kabul etmenin insanlık ayıbı olduğunu düşünüyorum. Bu konuda o kadar çok şey söylenebilir ki, ama kelimelerle ifade etmekte bir o kadar zor...Ama anlatmak istediğimi iki kelime ile ifade edebilirim diye düşünüyorum: HER ŞEYDEN ÖNCE İNSAN...

Tuesday, October 2, 2007

Hoşçakal töreni....


Ne kadar uzağa gitsemde gittiğim her yerde benimlesin diyordu şarkı ve Hoşçakal diye devam ediyordu....Ne kadar da tanıdık gelmişti bana bu dizeler...Kendi hoçakallarımı düşündüm ve farkettim ben aslında hiç "HOŞÇAKAL" demedim! Çaresizce kabullendiklerim oldu elbet, kader dedim ve yoluma devam ettim; ama içimde bir yerlerde hala izlerini ve oldukları gibi onları taşırım...Oysa denize bırakmak isterdim onları; onlara ait bir nesne olsa, atmamış olsaydım ve deniz kenarına gidip usulca bıraksaydım onları....Adına da hoşaçakal töreni deseydim! Ve o gün orada dalgalarla kaybolup gitselerdi; öylece durmasalardı içimde!

Monday, October 1, 2007

İnsan ve zaman....


"İnsanın zamanla bağı onu diğer varlıklardan ayırır. Geçmişi ve geleceği bugüne taşıyabilmek insana mahsus bir özelliktir" diyordu yazıda!

Ardından düşünmeye başladım, evet dedim kendi kendime ne kadar da doğru! Öyle bir bağ var ki zamanla aramızda kopması imkansız...Çoğu zaman bugünde hep geçmişi, çoğu zamanda bugünümüze geleceği taşıyıp bugünü yaşayamıyoruz. Ve bugünde bir gün geçmişimiz oluyor ve gelecekte de hep onun izlerini sorguluyoruz!

Pişmanlıklarını anlatan insanlar genelde geçmişlerini hep bugünde yani bugünkü bilinç düzeyinde sorguladıkları için daha çok acı çekiyorlardı; hatalar hep o zaman diliminde değil de bugünde değerlendirilince acıtıyordu insanların canını yazıyı okudukça bunu farkettim...Zamanla bağın kopmama nedeni de buydu belki...Çok felsefik oldu gibi....

Sunday, September 30, 2007

ve biz değiştik...


Değişmez sandığım her şeyin değiştiğini, değişebileceğini öğrendiğimde çoktan büyümüştüm...Oysa çocukken hep aynı kalacak gibiydi hayat!Annemiz, babamız, ailemiz, evimiz, oyuncaklarımız, oyun arkadaşlarımız, hatta biz; sanki hep aynı kalacaktık...Oysa insanlar, sevgiler, umutlar, umutsuzluklar, yalnızlıklar, mutluluklar hepsi ama hepsi değişirmiş...Bazen canımı çok acıttı değişenler; hatta o değişimlerle büyüdüğüm zamanlarda oldu..."Hep böyle kal" dediğim insanlarda olmuştu elbet; ama artık biliyordum değişeceklerini...Belkide değişen onlar değildi de bendim....Az önce baktımda o çok sevdiğim şehrin ışıkları bile her gece aynı parlamıyor; ya da ben her gece onlara aynı gözlerle yani aynı duygularla bakamıyorum!

Monday, September 24, 2007

Sana bitti diyen kim di?

"Sana 'bitti' diyen kim, ben sadece git demiştim...."

"Pencerem boşluğa açılır, göremem gidişini.
Camlar buğulanmaz arkandan ve silinmez sevdan!
Pencerem boşluğa açılır, göremem gidişini,
El sallayamam hiç sana ve yuvarlanır dünya..."

"Gün batar usul usul kararır gece,
Bardaktan boşanır yağmur sel olur gider.
Gündüzler geceler ne zaman biter?
Şu batan güneş nereye gider?
Buharlaşır yeniden dökülen su,
Bulutları sil pencerenden sevgi devrialemi bu;
Yeniden doğar herşey!
'Herşey bitti' dediğin anda bir gül kök salar damarlarında...
Herşey biter bir şey bitmez
Herşey biter bir şey bitmez
BİTTİ"

İLHAN İREM

Wednesday, September 19, 2007

Monday, September 17, 2007

annelik...


Dün gazetede okuduğum, beni derinden etkileyen bir haberi paylaşmak istiyorum. Hikaye işte "annelik bu" dedirten türden. 22 haftalık hamileyken kanser olduğunu öğrenen ve bebeğinin ölmesine izin vermemek için kemoterapiden vazgeçen ve bebeğini sedece bir kez kucağına aldıktan sonra ölen bir annenin hikayesi bu...Kendi yaşamından vazgeçip, bebeğini yaşatmayı seçen bir anne! Bence yılın değil yüzyılın annelerinden biri olmalı...Peki ya o bebek...Bence o bebek hayata sımsıkı tutunmalı ve annesi içinde doyasıya yaşamalı hayatı!Çünkü onun yaşamı çok değerli...

Saturday, September 15, 2007

sokaklar...


Sokaklar isimli konu başlığı mı olur demeyin sakın; ben yazarsam eğer olur...Herşey ilk adımlarımı hangi sokağa attığı mı düşünmemle başladı. Sonrasında oyun oynadığım, çocukluğumun geçtiği sokakları ve hayatımda önemli olan diğer sokakları düşündüm...Öyle sokaklarda yürüdüm ki sonunda sevdiklerime kavuştum. Bir başka sokakta ayrıldım sevdiklerimden...Ağlayarak yürüdüğüm sokaklarda oldu elbet...Şimdi hangi sokak buluşturur bizi dediğim insanlarda geçti hayatımdan...Ben o sokakların hiçbirini unutmadım, şimdi tekrar yürüsem aynı sokaklardan yine aynı anılar canlanır kalbimde en derinde bir yerlerde...Bence sizde düşünün size özel olan sokakları...

Wednesday, September 12, 2007

okudum okudum anlamadım...


Zor deneyimler yaşıyorum son günlerde...Hayat sabrımı deniyor sanırım ama ben artık yorgunum..."öyle bir rol vermişler ki; okudum, okudum anlamadım" diyen şarkı sözüne döndü hayatım!Sanırım ben dünyaya çabalamak için gelmişim, birden bire yenilenmedi hiç benim hayatım, hep daha fazla çalıştım ben, hep sonuna kadar mücadele ettim!Ama ne yaparsan yap, hayat son noktayı koyuyor; bunu da yaşayarak öğrendim...Hayat son an'a kadar sürprizlerle doludur diyordu filmde...Benim o sürprizlerden birine her zamankinden çok şimdi ihtiyacım var...Öğrenilmiş çaresizlik bu yaşadığım onu da biliyorum; dedim ya yorgunum...

Thursday, August 30, 2007

Yüregim


Yüregim,ıslaktir benim,
Kuytularda aglamaktan.
Ve hafif ucuktur rengi,
Kurusun diye kac kez,
Güneşe asilmaktan... Sunay Akın
Bu aralar uzun yazılar yazamıyorum. Neden mi? Sanırım pek içime dönmek istemiyorum...Kaçıyorum galiba!Keşke kendimi bırakıp kaçmak mümkün olsa...Bir günlüğüne de olsa uzaklaşsam aklımdan çıkmayanlardan...Ama onlar değil miki beni ben yapan??????

Wednesday, August 29, 2007

niyet...


Yıllar önce okuduğum "Bir Çift Yürek" isimli kitapta yazan ve benim çok sevdiğim bir sözü yazmak istiyorum bu gün....
"Bütün insanlar etten ve kemiktendir; farklı olan yürek ve niyettir".
Ne kadar da doğru; bizi birbirimizden farklı kılanlar da bunlar değil mi zaten...İyi niyetli insanlar diliyorum :)

Saturday, August 25, 2007

eskidendi çok eskiden....


Geçmişte yaşadıklarımı düşünüyorum şimdilerde. İnsan geçmişini en yoğun yaşlılık döneminde sorgular oysa! Yoksa yaşlanıyor muyum? Yaşlı bir hastam vardı; mutlu musunuz diye sorduğumda birden bire gözleri dolmuş ve ağlamaklı gözlerle bana bakarak "mutluluk çok eskiden di" ben en son ne zaman mutlu oldum hatırlamıyorum demiş ve gözyaşlarının derin çizgiler üzerinden süzülmesine izin vermişti...Çok üzüldüğüm anlardan biridir.Sonraki görüşmelerimizde anladım ki geçmişse dair çok fazla pişmanlık biriktirmişti ve artık geçmişte yaşadıklarını sorgulamaktan bugününü yaşayamıyordu ve derin bir mutsuzluktu şimdilerde yaşadığı!
Pişmanlıklar zordur, ağır bir yüktür insanlar için...Keşkeler bugünü alır götürür...ve eğer çok fazla pişmanlık doldurursanız heybenize yaşlanınca hep geçmişinizi ve hatalarınızı düşünür ve çoğu zaman yaşanmamış bir hayatın yasını tutarsınız...Çok geç olmadan heybenize bir bakın derim ben !

Friday, August 24, 2007

Aslolan Hayattır!


"Seni nasıl seviyorum biliyor musun? Ot yağ­muru nasıl severse, ayna ışığı nasıl severse, ba­lık suyu ve insan ekmeği nasıl severse, sarho­şun şarabı, şarabın billur kadehi sevdiği gibi, annenin çocukları, çocukların anneleri sevdik­leri gibi, Lenin'in inkılâbı ve inkılâbın Marx'ı sev­diği kadar, velhasıl seni Nazım Hikmet'in Hati­ce Zekiye Pirayende Piraye'yi sevmesi gibi sevi­yorum".

Şöyle diyordu mektuplar­dan biri: "Canım karıcığım. Birbirimizden uzak olmak, birbirimize sokulamamak ne korkunç şey, fakat bu korkunçluğun ne tuhaf, ne acı bir tadı var."

Galiba en çok bu tadı sevdi Nazım... Aslında Onun sevdiği, kadınlar değil, sevme fikriydi... Kadınlar sadece öznesiydi o sevginin; nesnesi oldukları anda değiştirdi onları... O'na aşkı an­latabilmek için vesileler, ilhamlar lâzımdı... Son şiirlerinden birinde, "üstümüze yazdıklarımın hepsi yalan" dedi, "Onlar olan değil, olmasını istediklerimdi aramızda..."

Sevgiyi, yaşamaktan çok yazmayı sevdi... Ve onca aşktan damıttığını iki sözcüğe sıkıştırıp özetledi:"Aslolan hayattır." Can Dündar'ın "Aslolan" isimli yazısından alıntıdır.

Bizler de acaba kişileri değil de onlarla birlikte iken ortaya çıkan farklı "ben" leri mi seviyoruz? Sevginin bizi değiştirmesine mi aşk diyoruz!

Thursday, August 23, 2007


ÇOCUK KUŞ

Bir kuştu,
Allı allı bir kuş.
Her tüyüne bir çiçek bağladılar
Uçmadı o.

Bir kuştu,
Mavili mavili bir kuş.
Her tüyüne bir boncuk bağladılar
Uçmadı o.

Bir kuştu,
Yeşilli yeşilli bir kuş.
Her tüyüne bir çocuk kordelası bağladılar
Uçtu o.Fazıl Hüsnü Dağlarca

Wednesday, August 22, 2007

Şurup....


Şurup benim inatla açmayan menekşemin ismi...Hiç menekşeye şurup diye isim verilir mi demeyin; ben verdim! Hep bir iran kedim ya da sevimli, depresif bakışlı bir köpeğim olsun istedim; şurup olmayan kedimin ve köpeğimin ismiydi....Ama ben menekşeye sahiptim ve ona bu ismi verdim....Yalnız ufak bir sorunum vardı o da menekşemin inatla açmak istemeyişi.Sanırım onu taaaa İstanbul'dan İzmir' e getirmeme çok kızmıştı; aslında haksızda sayılmazdı!Arkadaşlarım onuda terapiye almamı önerdiler...Günlerce konuşmaya çalıştım onunla :)kendini yalnız hissetmesin diye...ve bir gün, tam 1 yıl sonra tam açacak derken, şurup açmadan soldu...oysa ben ona öyle güzel bir renk yakıştırmıştım ki...Ama düşünüyorum da, belki açsa o kadar güzel görünemezdi! Hani kafanızda bir resim çizersiniz ve o öyle kalsın istersiniz ya ; İŞTE ÖYLE BİR ŞEY!

Sunday, August 19, 2007

where is my mind?


Fight club, benim en çok etkilendiğim filmlerden bir tanesidir...Filmi izleyenler bilir "where is my mind" filmin müziklerinden biridir; benim favori parçalarımdandır!
Filmin insan psikolojisini ele alan yönünü mü (psikoz) yoksa içinde yaşadığımız sistemin kurallarını anlatış tarzından mı etkilendiğimi tam olarak bilemiyorum...Ama beni düşünmeye sevk eden bir kaç güzel sözü yazmak istiyorum.
*Sahip olduğun şeyler zamanla sana sahip olur!
*Sen işin değilsin, sen cüzdanındaki para, bindiğin araba, üzerinde ki giysiler de değilsin!
*Mükemmelin peşinde koşmayı bırak, sen mükemmel değilsin!

destina...

"Dün gece sen uyurken,
Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana!
İşte bu yüzden sırf bu yüzden;
Yeni bir isim verdim sana...DESTİNA"

Thursday, August 16, 2007

Çocukken...


Ne zaman bir şeylere üzülsem hemen çocukluğuma sığınırım; belkide suçluluk duyuyorum. O hayatı tanımayan, umut dolu gözlerle siyah beyaz bir resimden bakan kız çocuğunun hayallerini gerçekleştiremediğim için...Daha fazla ne yapabilirdim bilmiyorum...O'nu mutlu etmeye yeterdi dondurma, elma şekeri, pamuk şeker ya da badem kraker...Ama bazen öyle şeyler yaşıyor ki insan hiç bir şey yetmiyor mutlu olmaya; zamanla öyle boşluklar açılıyor ki ruhunda o boşlukları dolduramadan yaşamayı öğrense de biliyor eksik olanları! Bilmesi de yetiyor zaten...Büyüyünce her şey değişiyor ya; bu yüzden çocukken çok mutlu olmalı insan...Sınırsız çikolata ve dondurma yiyebilmeli, istediği gibi kirlenmekten korkmadan oynayabilmeli...Çünkü hiç bir şey çocukluktaki kadar eğlenceli ve tatlı değil! Bu yüzdendir ki ben markette alışveriş yapıp tek bir çikolata ya da şeker alamadan çıkan çocuklara üzülürüm!!!

Wednesday, August 15, 2007

Kaybolduğunda....


1. Ne yapıyorsun?
2. Ne hissediyorsun?
3. Ne bekliyorsun?
4. Ne istiyorsun?
5. Neden kaçınıyorsun?
Cevapların seni kendine götürecek...

Tuesday, August 14, 2007

Yalan mı? O da ne!!!!!

Bende aydan tarafından mimlenmişim....Yalanın iyisi, kötüsü, beyazı,siyahı ya da en güzeli var mı bilmiyorum ama insan ilişkilerinin ne yazıkki bir parçası...Özellikle de günümüzde...Psikolojiyle uğraştığım için insanları sıkça gözlemlerim ve deneyimlerini paylaştığım kişilerden bende dersler çıkartmaya çalışırım. İnsanların yaşadıkları içsel sıkıntıların kimi zaman nedeni söylenen yalanların kişide oluşturmuş olduğu çökkünlük olabiliyor. Hepimiz günlük hayatta bir takım yalanlar söyleriz ama asıl tehlikeli olansa yalanları kendisine kişilik özelliği haline getirmiş olan insanlara inanmak! Çünkü sonrasında kişi kendisini sorgulamaya başlıyorve sonraki dönemde de güven sorunu yaşamaya başlayabiliyor...Siz iyisimi pinokyolara kanmayın!
Bende insanlar tarafından sıkça söylenen ve artık inandırıcılığını kaybettiğini düşündüğüm bir kaç yalanı yazabilirim diye düşünüyorum....
1. Ben asla yalan söylemem...(en tehlikelisi)
2. Ben dış güzelliğe değil, ruh güzelliğine önem veririm...
3. Dedikodu mu nefret ederim, hiç işim olmaz...
4. Uzun süren bir ilişkiden yeni çıktım, zamana ihtiyacım var...
5. Senden başkasını gözüm görmüyor....
6. Ne estetik mi? Botoks mu? Ben mi? Bu benim doğal güzelliğim...
7. Ben televizyon izlemem, o saydığınız kişileri hiç duymadım....

Sunday, August 12, 2007

Dünya dönüyor...


Dünya bize sormadan sürekli dönüyor...Mevsimler farkına varmadan birinden diğerine değişiyor...İnsanlar giriyor hayatlarımıza ve birgün gidiyorlar...Hiç kimse çocuk kalmıyor...Hayatın bir düzeni var ve bizler ister dolu dolu yaşayalım, ister öylesine o akışından hiç bir şey kaybetmiyor...Çoğu günler etrafımızdaki güzelliklerin farkına varmadan akıp gidiyor...Bir söz vardı "İnsanlar aynaları görmezler; onlar aynanın içindekini görürler" diye...Kaç ayna var kim bilir görmediğimiz!!!!!!!!!!

Wednesday, August 8, 2007

Tek Başına....

Bir sevda çekerdi kalbim, sessiz tek başına.
Varamaz dokunamazdı elim, umutsuz yarasına.
Biliyorum kavuşmak imkansız, anlıyorum yaşamalıyım sensiz,
Tek başına tek başına..

Her gece hayalimde, düşümde her kadehin bitişinde,
Bir buruk bir gariptir içim aklımdan her geçişinde,
Biliyorum kavuşmak imkansız anlıyorum yaşamalıyım sensiz,
Tek başına tek başına...Fikret Kızılok

Tuesday, August 7, 2007

Bu yazının adı yok...


"Bana yazdigin son mektubun ucunu,
Bu sefer bilerek yakmamissin!
Sehre gitmeye karar verdigini söylüyorsun,
Sen bilirsin,
Verdigin bu kararin sen farkina varmamissin!" Ne güzel söylemiş Cem Karaca... Şehre gitmek...Büyük şehirde yaşamak...Son zamanlarda büyük şehirlerin kalabalıklığı, yaşanan ilişkilerin adsızlığı, arkadaşlıkların zamansızlığı, koca binaların altında daha da yalnızlaşan insanları düşünüyorumda küçük bir şehirde yaşamak daha cazip gibi geliyor! Belkide bu saydıklarımın şehirlerle, şehirlerin büyüklük ya da küçüklüğüyle hiç bir ilgisi yoktur...Acaba Heidi büyük bir şehirde yaşasaydı mutsuz mu olurdu? Büyük şehirde Heidi yıldızları seyredemezdi ki....Zaten Heidi de büyük şehri sevememiş ve Alp lere geri dönmüştür...Sanırım bugünlerde kendimi Heidi gibi hissediyorum :)

Saturday, August 4, 2007

Normal??? Anormal???


Normal nedir? Birine göre normal olan diğerine göre anormal olamaz mı? Herkes kaldırımdan yürürken cadde ortasında yürüyen, herkes ağlarken gülen midir anormal?? İstatistiksel olarak çoğunluğa uyan, uç noktalarda olmayandır normal! Peki o zaman ben çoğunluğun fikrine katılmayıp, farklı bir fikri savunduğum zamanlarda istatistiksel olarak uç noktalardan biri olacağıma göre anormal mi olurum, olmalı mıyım? Tıbbi anlamda da normalin çeşitli ölçütleri bulunmakta. Freud normalin tanımını "çalışmak ve sevmek" olarak yapmış... Belki normale göre anormalin tanımını yapmak daha kolay gibi.... Bence herkes kendi kafasında ki normal ve anormal tanımlamalarını düşünmeli. Çoğu insanlar kafalarında şekillendirdiği anormal tanımlamalar yüzünden önyargılara sahipler...Ayrıca herkes kendi "normalliğinden" eminken kim bilebilir ki kimin daha "anormal" olduğunu?

Friday, August 3, 2007

Thursday, August 2, 2007

Travis-Sing

Bu gün içimden sadece bu şarkıyı dinlemek geliyor....Nedenini bilmiyorum!

Tuesday, July 31, 2007

Görmek istediğin gibi görmek...


Sizede oldu mu bilmiyorum; çoğu zaman beynimizin oyununa geliyoruz. Aslında gerçekte var olmayan şeyleri beynimiz öyle bir kurguluyor ki biz o öyleymiş gibi görmeye başlıyoruz! Çoğu zamanda suçlu olan sadece beynimiz değil duygularımız da, gerçeklerle yüzleşemediğimiz için görmek istediğimiz gibi düşlemek işimize geliyor, duygusal olarak huzur buluyoruz! Nitekim kurbağaları prens gibi yüceltip, ilk öpücük sonrası koca bir hüsrana bürünüvermek çoğu kadının yaşadığı bir deneyim; aaaa prens değilmiş! Ayrıca bu konuyla ilgili klasik bir cümle: "sen çok değiştin eskiden böyle değildin" acaba eskiden de öyleydi de biz mi görmek istemedik ya da işimize geldiği gibi mi gördük? Hayatımızdaki kişileri oldukları gibi kabul edemeyip, onlara beynimizde farklı anlamlar yükleyip yani görmek istediğimiz gibi gördüğümüzde sonuç çoğu zaman büyük bir hayal kırıklığı....

Monday, July 30, 2007

Big girls don't cry...



Küçükken ya canımızın acıdığını, ya karnımızın aç olduğunu ya da şefkat ve ilgi istediğimizi anlatmanın yoluydu ağlamak! Sonra biraz daha büyüdük düştüğümüz de "sus ağlama, kocaman kız oldun" dediler. Öğrendik ki büyük kızlar ağlamaz! Sonra daha da büyüdük, ayrıldık koşulsuz sevgi kaynağından, her canımız yandığında yaralarımızı koşulsuz saran insanlardan....Ve farklılaştı ağlama nedenlerimiz...Artık düşünce ağlamıyorduk, daha başka, gözle görülemeyen yaralarımızdı ağlama sebebimiz. Öyle zaamanlar geldi ki o yaralarla büyüyüp artık ağlayamaz olduk!

Tuesday, July 24, 2007

Korku...



İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.

Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.

Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.

Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.

Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.

Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.

Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermediği için.

Ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.

Ve yaşamaktan korkuyor, kendisi için değil, başkalarına göre yaşadığı için.

William Shakespeare

Monday, July 16, 2007

Hayat...


Hayat sadece 5 harfli bir kelime miydi? Sadece yazmak onu anlamaya yeter miydi? Hayat bilgisi dersi hayatı öğretebilir miydi yoksa hayat şairin dediği gibi sadece yaşayarak mı öğrenilirdi? Elleri var mıydı hayatın; sımsıkı tutulabilir miydi? Peki neresinde saklıydı anlamı hayatın; sadece hüzünler mi büyütürdü hayatın anlamını? Neden insan hep hata yapınca sorgulardı hayatını? Uzun bir hayat sürmekle, YAŞADIM demek aynı şeymiydi? Peki ya siz YAŞIYOR MUSUNUZ, yoksa sadece HAYATTA mısınız? Benim bugünlerde kendime sıkça sorduğum sorular bunlar, birazda sizlerin kafası karışsın istedim.

Bu hayat bilgisi ne ağır dersmiş hocam!
Düşündüm, kararlıyım;
Ben adam olamicam!
Madem her şey basit bi formül,
Mutluluğu söylesin kimya!
Benim kimyam feci halde bozuldu;
Anlamsız geliyo bana dünya!!!!!!!!

Sunday, July 15, 2007

Farid Farjad...

Farid Farjad İran'lı keman virtüözü....Müziğe hayat veren adam!En çok sevdiğim parçası ise "taghatam deh"...O ses sizi alır kendinize götürür; içinize dönüp bakmak istediğiniz zamanların müziği...Bazen çığlığınız, bazen coşkunuz, bazen hüznünüz, bazen adını koyamadığınız duygularınız...Bazende hepsi iç içe!



Wednesday, July 11, 2007

John Lennon....

"Hayat, sen başka planlar yaparken başına gelenlerdir." John Lennon!



O, uğruna ölünecek ya da insanların öldürüleceği ülkeler
olmadığını, tüm insanların aynı gökyüzü altında barış içinde yaşadığını hayal etmemizi istedi...

Monday, July 9, 2007

ROMEO ve JULİET


Romeo ve Juliet kan davalı, iki düşman ailenin birbirine aşık iki çocuğudur...Hikayeyi ve sonunu hepiniz biliyorsunuz!
Juliet: Benim düşmanım olan adındır yalnızca,
Sen sensin, montague olmasan da.
Hem montague nedir ki?
Ne eli bir erkeğin,
Ne ayağı, ne kolu, ne yüzü ne de başka bir parçası.
N' olur başka bir ad bul kendine!
Adın ne değeri var?
Şu gülün adı değişse bile,
Kokmaz mı aynı güzellikte?
Romeo' nun da adı romeo olmasaydı,
Kusursuzluğundan hiçbirşey kaybolmazdı.
Romeo, bırak, at bu adı!
Senin parçan olmayan bu ada karşılık al bütün varlığımı!Shakespeare

Sunday, July 8, 2007

Bang Bang Bang....


"Naci en alamo
Naci en alamo,
No tengo lugar
No tengo paisaje
No tengo patria..."
Bu şarkıyı hala dinlemediyseniz bence çok şey kaybetmişsiniz...Adsız yerlerden geldim
toprağım yok,anavatanım belirsiz!Ateşler yakıyorum parmaklarımla ve sana şarkılar söylüyorum kalbimle....Çok güzel bir şarkı

Topladım avucumda kaderim...
Bir demet gülde; arsız dikenim!
Enyüksek dağların tepesinden,
Boşluğa savrulurda giderim....Barış Akarsu

Sunday, July 1, 2007


Ben manevi miras olarak hiçbir nass-ı kat'i, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış düstur bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır.

Mustafa Kemal Atatürk

Friday, June 29, 2007

şarkılar ve an' lar...


Bir şarkı ve o şarkıyı ilk dinlediğiniz anda yaşananlar arasında siz yaşadıkça var olacak bir bağ vardır...Bu bağ öylesine güçlüdür ki ne zaman aynı şarkıyı duysanız sizi alır o an' a götürür...Ve o an hiç bir zaman unutulmaz, adeta o şarkı ile her defasında hayat bulur!!! Bir burukluk kaplar o an içini; kaçamazsın...Ya da bazen bile bile acıtmak istersin canını ve gider o şarkıyı dinlersin, belkide istediğin canını acıtmak değil de o an' a hayaldede olsa geri dönmektir...Hatta bu durum şarkılara bile konu olmuştur:
"Çoktan unuturdum ben seni, çoktan. Ah bu şarkıların gözü kör olsun (Zeki Müren)"

Tuesday, June 26, 2007

Delilik...


Delilik çok eski, belki de insanlıkla yaşıt bir hastalıktır..... Tarihin bir kısmında delilik kadar acı verici olan tek şey, insanların bununla başa çıkma yöntemleriydi. Onu hapsetmeyi,kesip çıkartmayı, şoka uğratmayı, yakmayı denedik durduk....Ama delilik bizi hiç bırakıp gitmedi....

Teknolojiii


İşte bu!!!!!!!!!!!

Thursday, June 14, 2007

Değirmenler


Uçurtma uçar sözlüğümden,
Geri gelmeyecek bir kuş
Yaşanmamış kırıntılar sadece bir düş...

Zaman düşer ellerimden yere,
Oradan tahtaboşa.
Saatler çalışır izinsiz, hep bir sonraya...

Ve SEN, BEN DEĞİRMENLERE KARŞI
Bile bile birer YİTİK SAVAŞÇI!
Akarız dereler gibi denizlere
Belki de en güzeli böyle...Bülent Ortaçgil-Şebnem Ferah

Lost...


Korkunç bir uçak kazası...
Issız bir ada...
48 farklı yaşam...
Büyük bir mücadele....
1'i Altın Küre, 6'sı Emmy olmak üzere 28 ödül....
Mükemmel bir kurgu!Her bölümünde ayrı bir gizem saklı...

Wednesday, June 13, 2007

İstersen hiç başlamasın....


İstersen hiç başlamasın

Bu hikaye eksik kalsın

Onca yaraların ardından

Yeni bir aşk yaratamazsın


Örselenmiş bir çocukluk

İşte benim bütün hikayem

Kaç sevda geçse de yüreğimden

Bu yıkıntıları onaramazsın


İstersen hiç başlamasın

Geç kalmışız birbirimize

Yanlış kapılarda geçmiş bunca yıl

Dönemeyiz artık ilk gençliğimize

İstersen hiç başlamasın

Söz verelim kendimize...Murathan Mungan

Friday, June 8, 2007

Bir Dilek Tut....


"Yaşama gün değil ama güne yaşam verebiliriz"!
BİR DİLEK TUT DERNEĞİ, Türkiye’nin dört bir yerinde yasayan ve hayati tehlike taşıyan bir hastalığı olan çocukların “dileklerini” gerçekleştirmek amacıyla çalışmalarını sürdüren bir kuruluş. Dilek çocukları beyin kanseri, lösemi gibi ciddi hastalıklarla erken yaşta mücadele etmek zorunda kalmış küçük savaşçılar.... Dernek; bu küçük savaşçılara yaşamla mücadelelerinde umut kaynağı olabilmek amacıyla çok istedikleri bir dileği gerçekleştirmek için çalışmalarını sürdürüyor...Buz pateni yapmak, hayvanat bahçesine gitmek, hayran olduğu futbolcu ya da en sevdiği şarkıcıyla tanışmak, kendine ait bir odaya, bir bilgisayara ya da sadece bir bebeğe sahip olmak.....
Ben dernekle geçen yıl tanıştım, derneğin gönüllü üyesiyim... Hasta bir çocuğu güldürmenin çok zor olduğunu biliyorum....Hasta bir çocuğun dileğinin gerçekleştiği andaki yüzündeki gülümseme ise hayat boyu unutulmayacak anlardan biri....Belki sizde bir dileği gerçekleştirebilirsiniz....Böyle güzel bir amaca hizmet eden derneğin gönüllü üyelere ihtiyacı var...O üye neden siz olmayasınız ki! Hayat bence manevi doyum yaşadığımız, bir başka insana ulaşabildiğimiz; acısına ve mutluluğuna ortak olabildiğimiz anların toplamı....Sizce????

Hep sanmışım....


Mayın tarlasında dolaşıp durmuşum aşk sanıp da
Herkez arkamdan bağırmış kimseyi duymamışım
Savaş filmlerinde olurya yaralı yaralı devam etmişim
Sonuna kadar aşk ya yanımdasın sanmışım

Mayın tarlasında yürüyüp durmuşum aşk sanıp da
Tel örgülerde durmamış bir delikten geçmişim
Herşey bana dur demiş kulağım darbe almış duymamışım
Sonuna kadar aşk ya sadece inanmışım

Korkmuşum düşmüşüm kalkmışım
Sevişmek sevmekten gelir inanmışım
Elimden tuttuğunda öyle bir güvenmişim ki
Bize birşey olmaz sanmışım
Hep sanmışım

Mayın tarlasında bir adam sevmişim aşk sanıp da
Soyunup korkusuzca çırılçıplak kalmışım
Aşk filmlerinde olur ya işte öyle sevmişim sonunda
Bedenim sağlam bulunmuş; yüreğim paramparça.....(Şebnem Ferah)

Tuesday, June 5, 2007

Çikolataaaa....


Yemeye başladığım anda asla nerede duracağımı bilemediğim mükemmel lezzet! Mutsuz günlerimin baş tacı....Aklıma düştüğü anda yemeden beynimden asla uzaklaştıramayacağım tek takıntımm....Çikolatayı belkide vaz geçilmez kılan mutluluk hormonu salınımını arttırması. Çünkü çikolata mutluluk hormonu olarak adlandırılan serotoninin salgılanmasını sağlıyor. Serotonin hormonu ise insanları daha rahat ve huzurlu yapıyor....Sonuç ortada çikolata yiyipte anlıkta olsa rahatlamamak mümkün değil...

Çikolata tropik kakao ağacının tohumlarından üretiliyormuş ve geçmişi 4 bin yıl önceye kadar uzanıyormuş...Hatta bu kakao ağacının adı Latincede “tanrıların besini” demekmiş...Gerçekten harika bir lezzet; hatta öyle ki uğruna şarkılar bile var...

Ah çikolata, yarama merhem olsana

Ah çikolata, olanları unuttursana

Ah çikolata, hadi sözünde dursana

Ah çikolata, beni benden alsana....(zakkum)

Fazla söze gerek yok bol çikolatalı günler, ama siz yinede ölçüyü kaçırmayın!!!