Friday, October 26, 2007

Lunaparkları lunapark yapan...


Bugün toplanan bir Lunapark gördüm....O kadar renksizdi ki, sonra Lunaparkı coşkulu yapanın ne olduğunu düşündüm...Lunapark alanında mutlaka çocuklar olmalı dedim; cıvıl cıvıl her yaştan çocuk sesleri doldurmalı meydanı...Sonra her renk bulunmalı ve bol ışıklı olmalı, o kadar çok olmalı ki ışıkları aynı umutla bakan bir çocuğun gözlerini hatırlatmalı insana...Öylesine güzel olmalı ki o ışıklar, içindeki çocuğu hatırlatabilmeli bir yaşlıya! Şekerde olmalı...Hani şu insanın hayatında tadına vara vara yiyebileceği şekerlerden! Salıncakları, atlı karıncası, çarpışan arabaları...Ama illaki çocukça yürekler, ve çocukça umutlar! Hangi yaşta olursa olsun insan, eğer içinde ki çocuğu yaşatabilirse lunaparklar onun için hep aynı kalır, önemli olan, lunaparkları lunapark yapan hep o hatırlattığı çocukça gülümsemeler ve çocuksu masumiyet değil midir!

Wednesday, October 24, 2007

Koşmalıyım...


Koşşam saatlerce, nereye gittiğimi bilmeden...Yıldızlarla dolu olmalı o gece gökyüzü...Sadece kendi ayak seslerimi duymalıyım...Yağmur yağmalı inceden ve rüzgarda savrulmalı uzun saçlarım...Kendimle sadece kendimle yarışır gibi koşmalıyım...Denize dönük olmalı yüzüm ve deniz kıyısında son bulmalı kendimle olan yarışım! O an durup sadece kendime kendi ruhuma dokunmalıyım ve birden havai fişekler patlamalı gökyüzünde! ve aydınlanmalı hayatım, ruhum; çocukça gülümsemeliyim...Sonra da hiç bir şey olmamış gibi o deli ruhu içime hapsedip yola devam etmeliyim!

Tuesday, October 23, 2007

Dallarımda rüzgarlar...


Büyük bir ağaç olmaya çalışan, genç bir ağaca benzettim bugün kendimi! Her bir yaprağım çok değerli...Köklerimle daha derinden tutunmaya çalışıyorum hayata! Rüzgarlarımda var tabiii, her bir dalımda ve yaprağımda hissettiğim, kimi zaman sert, kimi zaman ılık rüzgarlar...İzin veremem rüzgarların yapraklarımı savurmasına; dedim ya büyük bir ağaç olmak istiyorum! Bazen savruluyor yapraklarım rüzgarlarla ama ilk bahar fırsatında yeniden filizleniyorlar! Ve ben artık biliyorum; yeni açan yapraklarımın değerini; çünkü onların anlamını bana esen sert rüzgarlar öğretti! Yine Figence kısa bir yazı, benim kısa yazılarımda büyük anlamlar gizli, hayat da öyle değil mi zaten, bazen küçük bir şey yaşarsın ve kocaman şeyler öğrenirsin...

Tuesday, October 16, 2007

çığlık çığlığaaaaaaa


"Işıkla kal ve sakın değişme
Onlar seni değiştirmek isteseler de
Başını eğme ismimle uyan her güne
Ne kadar benim olmak istemesen de

Sesimi hisset şarkıma dokun işte
Onlar hep sorarlar boşver ilgilenme
Kaçı kaldı ki sen çekip gidince
Ne kadar geri dönmek istemesen de" Emre Aydın.... ÇOK güzel bir şarkıııı! Gecenin bu saati olmasaydı son ses açıp dinlemek isterdim...Süperego yine iş başında :)

Monday, October 15, 2007

Huzuru paylaşmak...


"Fazla bir şey istemem, sadece dur burda" diyor şarkıda...Oysa ne kadar da zordur sessizliği paylaşmak, aslında zor olan sessizliği paylaşabilecek ve yanında huzur duyulacak insanı bulmak değil midir? Eğer o insanı şu an bulmuş olsaydım ona:Sana ihtiyacım var ama sadece sessizce otur yanımda; yorma sorularla, nedenlerle beni; zaten nedenlerini bilseydim ben de sessiz kalmazdım ki demek isterdim; isterdim konuşmadan saatlerce oturmak... Huzur ne kadar da zor bulunur oysa; şu zaman diliminde insanlar her şeye, her sevgiye, ve her insana kuşkuyla bakarken; ne zor bulunan bir hazinedir, yanında huzur bulunabilecek diğer yarıyı bulmak...

Ben 5 Mevsimim


Karar verdim ben sadece 4 mevsim değil, 5 mevsimim...Nasıl olur demeyin, bazen öyle bir ruh haline bürünüveriyorum ki hiç bir mevsime benzemiyor; işte o ruh halim benim beşinci mevsimim. Şu aralar kışa dönük olsa da mevsim, benim içimde ılık bir ilkbahar kıpırtısı var; nedenini bilmiyorum ama çok güzel bir mevsimdeyim :)Bu arada hafta sonu o çok özlediğim yağmurlar yağdı; çocuksu bir gülümsemeyle izledim damlaların düşüşünü, çok güzel bir duyguydu! ve figence bir sözle bitirmek istiyorum yazımı "Havalar nasıl olursa olsun, sizin mevsiminiz hep bahar olsun"... :)

Thursday, October 11, 2007

Toplamı benim hayatım....


Ne güzel söylemiş Özdemir Asaf..."Benim söylemek için çırpındığım gecelerde siz yoktunuz!" Var olmasını çok istediğiniz anda yanınızda olmayan insanlar ya da tam tersi günlerce söylemek istediklerinizi biriktirip karşınıza geçtiklerinde hiç bir şey söyleyemediğiniz anlar...Öyle geceler ve günler yaşarki insan sadece kendine anlatabilir, kendi içinde birikenleri yine sadece kendi içinde toplayabilir! Boşadır çırpınışlar aslında, çünkü kendi acısını ve kendi yaralarını yalnızca kendi sarabilir insan...Belki de ondandır; söylemek için çırpınılan gecelerde yok oluşları O insanların...Evet öyle geceleri bende yaşadım; o can acıtan gecelerde ben de yalnızdım, ama öyle şeyler öğretti ki o yalnızlık; toplamı benim hayatım!

Tuesday, October 9, 2007

Yağmurlarım vardı...


Evet ben bir zamanlar yağmurlar altında ıslanırdım...Umrumda değildi sırılsıklam olmak! Ne oldu o yağmurlara? Ben şimdi en son ne zaman yağmurda yürüdüm; hatırlamıyorum bile...Hani kar çok nadir yağar ve mutlu eder ya insanı, şimdi yağmurun yağışını görmekte öyle oldu...İlk yağmur yağışıyla birlikte kendimi sokağa atıp, saatlerce ıslanmak, yorulmadan yürümek istiyorum...Sonra da eve gelip, perdeleri sonuna kadar açıp, cama vuran damlaları dinlemek, sokakta koşuşturan insanları seyretmek! Umarım daha çok beklemem...

Sunday, October 7, 2007

Guguk Kuşu


Mutlaka izlenilmesi gereken filmlerden biri...

Friday, October 5, 2007

Önce İNSAN...


Resim Hürriyet gazetesinin geçmişten bugüne insanlık tarihinin ortak belleğinden silinmeyen en çarpıcı anlar isimli foto galerisinden alıntıdır. Galeride pek çok resim vardı ama ben bu resimden çok etkilendiğim için blogumda yer vermek istedim. Irkçılığın o dönemlerde hangi boyutlarda olduğunu yansıtan bir resim...İnsanları renklerine, konuştukları dillere, cinsiyetlerine, ırklarına, sosyo-ekonomik düzeylerine göre kategorize eden insanları anlamanın ve bu şekilde bir ayrımı kabul etmenin insanlık ayıbı olduğunu düşünüyorum. Bu konuda o kadar çok şey söylenebilir ki, ama kelimelerle ifade etmekte bir o kadar zor...Ama anlatmak istediğimi iki kelime ile ifade edebilirim diye düşünüyorum: HER ŞEYDEN ÖNCE İNSAN...

Tuesday, October 2, 2007

Hoşçakal töreni....


Ne kadar uzağa gitsemde gittiğim her yerde benimlesin diyordu şarkı ve Hoşçakal diye devam ediyordu....Ne kadar da tanıdık gelmişti bana bu dizeler...Kendi hoçakallarımı düşündüm ve farkettim ben aslında hiç "HOŞÇAKAL" demedim! Çaresizce kabullendiklerim oldu elbet, kader dedim ve yoluma devam ettim; ama içimde bir yerlerde hala izlerini ve oldukları gibi onları taşırım...Oysa denize bırakmak isterdim onları; onlara ait bir nesne olsa, atmamış olsaydım ve deniz kenarına gidip usulca bıraksaydım onları....Adına da hoşaçakal töreni deseydim! Ve o gün orada dalgalarla kaybolup gitselerdi; öylece durmasalardı içimde!

Monday, October 1, 2007

İnsan ve zaman....


"İnsanın zamanla bağı onu diğer varlıklardan ayırır. Geçmişi ve geleceği bugüne taşıyabilmek insana mahsus bir özelliktir" diyordu yazıda!

Ardından düşünmeye başladım, evet dedim kendi kendime ne kadar da doğru! Öyle bir bağ var ki zamanla aramızda kopması imkansız...Çoğu zaman bugünde hep geçmişi, çoğu zamanda bugünümüze geleceği taşıyıp bugünü yaşayamıyoruz. Ve bugünde bir gün geçmişimiz oluyor ve gelecekte de hep onun izlerini sorguluyoruz!

Pişmanlıklarını anlatan insanlar genelde geçmişlerini hep bugünde yani bugünkü bilinç düzeyinde sorguladıkları için daha çok acı çekiyorlardı; hatalar hep o zaman diliminde değil de bugünde değerlendirilince acıtıyordu insanların canını yazıyı okudukça bunu farkettim...Zamanla bağın kopmama nedeni de buydu belki...Çok felsefik oldu gibi....