Thursday, June 5, 2008

Bunu yapmak çok kolay değil...


Fonda Zuhal Olcay...."Sonunda BİR OYUNCAK KARA SEVDA ALDIM SENDEN...Yok öyle el gibi durma gül biraz;sana gülmeler yaraşır.Yok öyle güz gibi soğuk olma; güz ayrılık taşır". Çok severim bu şarkıyı...
Ne yazmalıyım bilemiyorum ama yazdıkça kelimeler dökülüverir diye başladım yazmaya. Öyle ya o kadar çok şey yazılabilir ki aslında, o kadar küçük ayrıntıda o kadar büyük anlamlar saklar ki hayat... Bu aralar belkide hayatın monotonluğundan olsa gerek pek büyük anlamlar bulamıyorum yaşadıklarımda! Ufak ayrıntıları yakalamaya çalışıyorum yine de. Aslında hayatı farkına vararak yaşmaya niyetleneli uzun zaman oldu...Bu aslında çok güzel bir oyun. Güneşi, bulutları, rüzgarı farketmek. Bir şey yerken onun lezzetini en küçük parçasında bile hissetmek! Kimi zaman avuçlarınızda tuttutuğunuz suyun hafifliğini bile yaşamak! Sonra yüzünüze dokunan su damlalarının farkına varmak; gerçekten çok keyifli! Bunu yapmak çok kolay değil; örneğin kaç kişi şu an oturduğu sandalyenin farkında? Osho'nun "Farkındalık" konulu kitabını okudunuz mu bilmiyorum, ben okuyanlardanım ve bu tarz kitapları seviyorsanız eğer okumalısınız diyorum...Şimdi sizi de farkında olmaya davet ediyorum :)

Thursday, May 22, 2008

Neydi aradığım...


Neydi aradığım? Geçen zamana dönüp bakınca şu an ki durgunluğuma bir anlam bulmaya çalışıyorum...Öyledir ya, en büyük ruhsal sorunların temelleri bile geçmişimize hatta anne karnında olduğumuz dönemlere kadar uzanır. Ama insan en çok ne zaman incinir, en büyük yaralar çocuklukta mı açılır yoksa daha ilerki yaşlarda mı? Yoksa yaş değil de açılan yaranın boyutu mudur önemli olan! Sanırım hepsi birden... Sanki ruhumun bir köşesinde sakladığım eski bir anı kutusu var gibi, ben de sürekli o kutunun başında buluyorum kendimi; canımın acıyacağını bile bile açıyorum o kutuyu. Sonra bakıyorum sakladıklarıma, her birinde bıraktıklarıma ve bende bıraktıklarına. Neden unutmaz insan, en büyük yaralar kapanır da neden illa ki o izlerle yaşanır? Belki bir gün unuturum korkusuyla neden saklanır resimler,hediyeler, neden kurutulur çiçekler, her şey atılsa da illaki bir şeyler saklanır neden? Ne arar insan? Peki benim neydi aradığım? Mutluluk mu? Huzur mu? Bağlılık mı? Sevgi mi? Ait olmak mı? Peki ben bunları ararken mi yitirdim; güveni, umudu, coşkuyu? Sahi, nerede yakaladım rüzgarı, nerede bıraktım yıldızları....

Tuesday, May 13, 2008

Belki bir gün...



Belki bir gün giderim buralardan, uzaklara hatta Hindistan, Brezilya ya da Meksika'ya...

Belki bir gün yoga yaparım okyanus kıyısında...

Belki bir gün Afrikada bir kabileyle düşerim yollara...

Belki bir gün güneşin doğuşunu izlerim, dünyanın en güzel noktasında...

Belki bir gün kocaman bir duvarı resimlerle süslerim; ama tek başıma...

Belki bir gün palyaço olurum meydanlarda...

Belki bir gün bir zürafaya dokunurum...

Belki bir gün lotus çiçeğini takarım saçlarıma...

Belki bir gün Metallica konserini izlerim ilk sırada...

Belki bir gün, Belki bir gün, belki bir gün....Çok eğlenceli :) Daha bissürü şey var ama...Şarkıda ki gibi:"Olmaz olmaz deme hiiiç, olmaz olmaz sevgilim..."

Tuesday, May 6, 2008

Ben bu günlerde...


Ben bu günlerde çocukken oynadığım oyuncaklarıma dokunmak istiyorum.
Ben bu günlerde yazdığım ilk cümleleri yeniden okumak istiyorum.
Ben bu günlerde siyah önlüğüme öğretmenimin taktığı o kırmızı kurdelenin gururuyla anneme yeniden koşmak istiyorum.
Ben bu günlerde balkonumda küçük bir kuş bulmak ve onu özgür bırakmak istiyorum.
Ben bu günlerde kayan bir yıldızla gülümseyip, dilek tutmak istiyorum.
Ben bu günlerde bir çiçekle konuşmak istiyorum.
Ben bu günlerde bebek kokusu koklamak istiyorum.
Ben bu günlerde çok çok çok gülmek istiyorum...
Ben bu günlerde hiç bir yere gitmek değil, olduğum yerde kalmak istiyorum... Figen

Daha neler neler istiyorum, ama kalanı daha sonra; arkası yarın gibi oldu...Ama sizde bir liste yapın bence...Siz bu günlerde ne istiyorsunuz?




Tuesday, April 29, 2008

Aramızda kalsın...

Ne zaman hayal kurmak için gözlerimi kapasam, kendimi yemyeşil bir doğada koşarken hayal ediyorum...Üzerimde bembeyaz bir elbise, sanki dünyanın en güzel elbisesi...Saçlarım elbisemden daha güzel. Açıyorum kollarımı, sonuna kadar, sanki çocuğunu kucaklamaya hazır bir anne gibi...Boşluğu, rüzgarı, bulutları, güneşi kucaklar gibi...Kollarım açık dönüyorum olduğum yerde; hissediyorum rüzgarı, güneşi, bulutları.



Sonra takılıyorum bir kelebeğin peşine, öyle büyüleci ki güzelliği her defasında bir kez daha hayran oluyorum ona :) Sonra onun peşinde koşturuyorum çıplak ayaklarımla...


Önce kıpkırmızı gelinciklerle bezeli rüya gibi bir tarla, hemen arkasında o çok sevdiğim papatyalarla bezeli tarla. Sonra yorgun düşüyorum, atıyorum kendimi papatyaların arasına, öylece uyuyorum orada... Sonra yüzüme vuran yağmur damlalarıyla uyanıyorum, birden nasıl oluyorsa kelebek düşüyor aklıma...Ama o da ne papatyalar arasında kaybolmuş kelebeğim
:( Sonra tekrar başlıyorum onu aramaya......

veee tabiki gülümseyerek açıyorum gözlerimi, bir kelebeğin peşinden koşturmuşta olsam, o kadar iyi geliyor ki. Sanırım unuttuğumuz en önemli şeylerden biri HAYAL KURMAK... :)

Friday, April 25, 2008

O Mavi Gözlü Bir Devdi...


O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev.
Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan evin.

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan eve.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruliiiii
hanımeli
açan ev..

NAZIM HİKMET
Resim ve şiir bütünlük taşımıyor farkındayım. Ama bu kadar güzel dizeler herkesin hayalindeki resimle şekillenmeli diye düşünüyorum. Ben hala bu dizelere uygun bir resim tamamlayamadım hayalimde...

Tuesday, April 22, 2008

Masalın bittiği yerde hayat başlar...


"Sevgi,
Zehirli bir düşün,büyülü sözcüğü...
Öte yandan sevmek göze almaktı,sonuna dek gitmekti,gidebilmek yürekliliğiydi. Biliyordu prenses uykusundan uyandığında,ya da uyanır uyanmaz onu eskisi kadar sevmeyecekti.Çünkü sevmek sessiz ve tek başına birşeydi.Sevmek yalnızlıktır.Onu eskisi kadar sevemeyeceğinden korkuyordu.Onu uyandırmaktan korkuyordu.
Eskisi kadar sevemeyecekti,belki de hiç sevemeyecekti.Çünkü arada o orman, o karanlık,o geçit vermez,o giz olmayacaktı artık.
Ansızın anladı ki uyuyan güzelin kendisini değil,masalını seviyordu Prens!" Murathan Mungan...

Çok güzel bir yazı ama ben sadece bir kısmını paylaşıyorum sizlerle, tamamını mutlaka okuyun!

Monday, April 21, 2008


Ah akşamlar dedi içini çekerek baktığı şehrin ışıklarına...Neydi onu böylesine hüzünlendiren? Güneşin batmış olması mı? Yoksa şehrin ışıklı yaşantısında payına düşen sade karanlık mı? Belki de pencerelerdi onu hüzünlendiren, her bir pencerede bir aile hayali, oysa ki o yalnızdı...Belki de şehrin parıltısında kaybolmuş yıldızlardı hüznünün sebebi, öylesine uzaktılar ki...Düşündü soğuk havayı içine çekerken; belkide hepsi dedi. O pencereden her akşam o kadar çok baktı ki, o pencerede o kadar çok bekledi ki...Sahi neden beklerdi insan? Beklemese daha mutlu olmaz mı...Belkide hayatta her şey yalnızlıktandı...Şarkıda ki gibi "sorma neden, niçin; HERŞEY YALNIZLIKTAN"...figen

Sunday, April 20, 2008

Yüzünü Dökme KÜÇÜK KIZ...


Yüzünü dökme küçük kız,
Bırak üzülmeyi.
Yalnız senmisin bir düşün,
Unutan sevilmeyi!

Her siyahın bir beyazı,
Gecelerin gündüzü de vardır.

Yüzünü dökme küçük kız,
Kızma onlara.
Yalnız sen misin bir düşün,
Zincir oranda buranda!

Her tutsağın bir kaçışı,
Uykunun uyanışı da vardır.

Yüzünü dökme küçük kız,
Yaşamın anlamını bul.
Sonra dinle kendini,
Yolunu bil!

Her siyahın bir beyazı,
Gecelerin gündüzü de vardır...Bülent Ortaçgil

Sunday, March 9, 2008

Hayatı anlayamıyorum...


Bilmediğiniz kelimelerin altını çizin derdi ,Öğretmenim.
Bunca yıl, bunca yol, bunca hayat ve kitaptan sonra,
Bütün kelimelerin altını çiziyorum.
Öğretmenim ,artık izin istiyorum...Murathan Mungan

Friday, February 22, 2008

Resimdeki anlam.....


“Sevgi neydi?.. Sevgi emekti…"

Tuesday, February 19, 2008

Kalbime itirazım var!


Sahi nasıl bir şeysin sen? Unutmak nedir bilmez misin? Yoksa unutmak sadece beynin işimi, sen karışmaz mısın? Akıl dur derken sen inadına yürümek istiyorsun! Yoksa sen acıyı mı seviyorsun? Bazen olmadık yerde, olmadık zamanlarda deli gibi atıp varlığını hissettiriyorsun, duymamak için çırpındığım zamanlarda oluyor elbet ama sen akla hep galip geliyorsun! Bazen tam diyorum ki artık canım acımıyor, her şey bitti, ama öyle derinden sızladığın zamanlar oluyor ki ah kalbim diyorum çaresizce...Bazen coşkun bir deniz gibi dalgalı bazende sığ sular gibi sessiz!

Thursday, February 7, 2008

çizgiler...

Ateşin tam içindeydim, göremedim yangının ruhumdaki izlerini...her şey öylesine yakıcıydı ki, çırpındıkça daha çok yaktım canımı...dokunduğum her şey iz bıraktı, zamanla geçer sandım, ama yanıldım. Eskisi kadar canımı yakmasada o izler, zaman zaman aynanın karşısında dalıyorum o izlerin taşıdıkları anlamlara! O çizgilerin toplamından daha fazlasıyım elbet. Yaşlanmakta böyle bir şey mi acaba! Her aynaya bakışında daha da derinleşen çizgilerin taşıdıkları anlamlarla hüzünlenmek gibi bir şey mi? Yıllar sonra hiç görmediğin bir dostunu ya da sevdalını gördüğünde onun yüzündeki çizgilerde kendini aramak gibi mi? Geçmişe bakıp, ne günlerdi demek belkide...Ya da sağnak bir yağmurun altında sırılsıklam olduktan sonra, sıcak bir köşede uyuyakalmak gibi. Neyse yaşlanmak için acele etmeye hiç gerek yok :)şimdilik yağmurların altında ıslansak ta, önemli olan ilerde huzurla uyuyabileceğimiz sıcak kuytular bulmak sanırım!

Wednesday, February 6, 2008

anlamlar...

Durdum ve arkama dönüp baktım; aslında ben bunu hep yapardım...Ama bu kez anladım! Ardımda bıraktığım ya da bıraktığımı zannedip bırakamadığım, tüm parçaların bir anlamı vardı. Yaşarken var zannettiğim anlamlardan çok daha farklıydı asıl anlamları ama ben bunu anca arkama dönüp baktığımda anladım... Şu an acı da verse, mutlulukta verse bu parçalar ancak geçmişim olduğunda asıl anlamına kavuşacaklar, artık bunu biliyorum! Ve bunu bildiğim için belki de yaşadığım olaylara büyük anlamlar yükleyip canımı acıtmamam gerektiğine inanıyorum... Bir de bu gözle bakın ardınızda bıraktıklarınıza ve bugününüzde derin anlamlar yüklediklerinize...

Thursday, January 17, 2008

Öğrettiği diğer bütün anlamlar gibi

Korktuğun şeyler olduğunda öylece bakakalırsın geride kalan gerçekliğe...Sanki içinde bir başka sen daha vardır, sessizce içindeki diğer sen'e kızarsın...Kızma boşuna, söylenme; o da sensin! İşte o an ne kadar kaçmak istersen iste, hesabı kendine çıkarırsın. Sadece kendine zarar verirsin. Sadece kendine akar göz yaşların ama sen kızgınlıktan ağladığını sanırsın. Dürüst ol aslında sen kendi haline acırsın! Acıma kendine, kızma da. İnsanız hepimiz; yanılırız. Hem hatalar da hayata dair değil mi? Küçükken bilmiyorsun hata ne demek. ve sonra yaptığın hatalarla büyüyorsun ve hayat sana öğretiyor anlamını...Öğrettiği diğer bütün anlamlar gibi...

Tuesday, January 8, 2008

umut kırıntıları...


Sesimi bir yerde birilerinin duyduğunu biliyorum, hatta diyorlarki ne kadar benzer yaşadıklarımız. Tuhaf; ben sadece boş beyaz bir ekrana yazıyorum, sonra yazdıklarımla bir başka insanın ruhuna dokunabiliyorum...Öyleyse daha çok yazmalı, daha çok paylaşmalı... Dün küstüm dedim oyunlara. Neden mi? Kitapta diyorduki bazı kadınlar sadece gerçeği isterler, çünkü onlar cevapsız sorulardan daha çok acı çekerler diye. Ben öyle kadınlardanım. Canımı yaksada gerçeği isterim sadece gerçeği! Beni üzmemek için gerçekleri saklayanlar bilmediler canımı daha çok yaktıklarını. Sorularla savaştım çaresizce, sorular bitmeden kabuk bağlamadı yaralar. Şimdiyse herşey karmakarışık hayatta. Yine aynı noktadayım. Hangisi gerçek hangisi yalan? Ya umutlanırsam. Hayır umut; yeşertemem seni içimde. Eğer bir kez daha kırarsa rüzgar dallarını; dayanamam anlasana!Sen çok kıymetli bir hazinesin benim için. Anlasana saklamalıyım seni. Peki nasıl saklayabilirim seni? Umutlanmadan sevebilir mi insan? Umutlanmazsa bekleyebilir mi? Umutlanmazsa özleyebilir mi? Peki ya her şey sadece tek bir saniye de yıkılırsa, yıkıntıların altından yine sadece bir kaç saniyede umut kırıntıları toplanabilir mi? Bunun cevabını biliyorum ve korkuyorum. Almayın sevdiklerinizden, insanlardan umutlarını! Umutlandırmayın yok yere bir başka insanı...Zira sadece umutları kalmış olabilir tutundukları! Umutla kalın ve o na sahip çıkın...

Monday, January 7, 2008

:(

Küstüm, ben artık oynamıyorum. Oyunlarınız, kurallarınız hepsi sizin olsun. Dedim ya ben artık oynamıyorum.