Tuesday, May 6, 2008
Ben bu günlerde...
Tuesday, April 29, 2008
Aramızda kalsın...
Ne zaman hayal kurmak için gözlerimi kapasam, kendimi yemyeşil bir doğada koşarken hayal ediyorum...Üzerimde bembeyaz bir elbise, sanki dünyanın en güzel elbisesi...Saçlarım elbisemden daha güzel. Açıyorum kollarımı, sonuna kadar, sanki çocuğunu kucaklamaya hazır bir anne gibi...Boşluğu, rüzgarı, bulutları, güneşi kucaklar gibi...Kollarım açık dönüyorum olduğum yerde; hissediyorum rüzgarı, güneşi, bulutları.
Sonra takılıyorum bir kelebeğin peşine, öyle büyüleci ki güzelliği her defasında bir kez daha hayran oluyorum ona :) Sonra onun peşinde koşturuyorum çıplak ayaklarımla...
Önce kıpkırmızı gelinciklerle bezeli rüya gibi bir tarla, hemen arkasında o çok sevdiğim papatyalarla bezeli tarla. Sonra yorgun düşüyorum, atıyorum kendimi papatyaların arasına, öylece uyuyorum orada... Sonra yüzüme vuran yağmur damlalarıyla uyanıyorum, birden nasıl oluyorsa kelebek düşüyor aklıma...Ama o da ne papatyalar arasında kaybolmuş kelebeğim
:( Sonra tekrar başlıyorum onu aramaya......
veee tabiki gülümseyerek açıyorum gözlerimi, bir kelebeğin peşinden koşturmuşta olsam, o kadar iyi geliyor ki. Sanırım unuttuğumuz en önemli şeylerden biri HAYAL KURMAK... :)
Friday, April 25, 2008
O Mavi Gözlü Bir Devdi...

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev.
Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan evin.
O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan eve.
Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruliiiii
hanımeli
açan ev..
NAZIM HİKMET
Tuesday, April 22, 2008
Masalın bittiği yerde hayat başlar...

"Sevgi,
Zehirli bir düşün,büyülü sözcüğü...
Öte yandan sevmek göze almaktı,sonuna dek gitmekti,gidebilmek yürekliliğiydi. Biliyordu prenses uykusundan uyandığında,ya da uyanır uyanmaz onu eskisi kadar sevmeyecekti.Çünkü sevmek sessiz ve tek başına birşeydi.Sevmek yalnızlıktır.Onu eskisi kadar sevemeyeceğinden korkuyordu.Onu uyandırmaktan korkuyordu.
Eskisi kadar sevemeyecekti,belki de hiç sevemeyecekti.Çünkü arada o orman, o karanlık,o geçit vermez,o giz olmayacaktı artık.
Ansızın anladı ki uyuyan güzelin kendisini değil,masalını seviyordu Prens!" Murathan Mungan...
Çok güzel bir yazı ama ben sadece bir kısmını paylaşıyorum sizlerle, tamamını mutlaka okuyun!
Monday, April 21, 2008

Ah akşamlar dedi içini çekerek baktığı şehrin ışıklarına...Neydi onu böylesine hüzünlendiren? Güneşin batmış olması mı? Yoksa şehrin ışıklı yaşantısında payına düşen sade karanlık mı? Belki de pencerelerdi onu hüzünlendiren, her bir pencerede bir aile hayali, oysa ki o yalnızdı...Belki de şehrin parıltısında kaybolmuş yıldızlardı hüznünün sebebi, öylesine uzaktılar ki...Düşündü soğuk havayı içine çekerken; belkide hepsi dedi. O pencereden her akşam o kadar çok baktı ki, o pencerede o kadar çok bekledi ki...Sahi neden beklerdi insan? Beklemese daha mutlu olmaz mı...Belkide hayatta her şey yalnızlıktandı...Şarkıda ki gibi "sorma neden, niçin; HERŞEY YALNIZLIKTAN"...figen
Sunday, April 20, 2008
Yüzünü Dökme KÜÇÜK KIZ...

Yüzünü dökme küçük kız,
Bırak üzülmeyi.
Yalnız senmisin bir düşün,
Unutan sevilmeyi!
Her siyahın bir beyazı,
Gecelerin gündüzü de vardır.
Yüzünü dökme küçük kız,
Kızma onlara.
Yalnız sen misin bir düşün,
Zincir oranda buranda!
Her tutsağın bir kaçışı,
Uykunun uyanışı da vardır.
Yüzünü dökme küçük kız,
Yaşamın anlamını bul.
Sonra dinle kendini,
Yolunu bil!
Her siyahın bir beyazı,
Gecelerin gündüzü de vardır...Bülent Ortaçgil
Sunday, March 9, 2008
Hayatı anlayamıyorum...

Bilmediğiniz kelimelerin altını çizin derdi ,Öğretmenim.
Bunca yıl, bunca yol, bunca hayat ve kitaptan sonra,
Bütün kelimelerin altını çiziyorum.
Öğretmenim ,artık izin istiyorum...Murathan Mungan
Friday, February 22, 2008
Tuesday, February 19, 2008
Kalbime itirazım var!

Sahi nasıl bir şeysin sen? Unutmak nedir bilmez misin? Yoksa unutmak sadece beynin işimi, sen karışmaz mısın? Akıl dur derken sen inadına yürümek istiyorsun! Yoksa sen acıyı mı seviyorsun? Bazen olmadık yerde, olmadık zamanlarda deli gibi atıp varlığını hissettiriyorsun, duymamak için çırpındığım zamanlarda oluyor elbet ama sen akla hep galip geliyorsun! Bazen tam diyorum ki artık canım acımıyor, her şey bitti, ama öyle derinden sızladığın zamanlar oluyor ki ah kalbim diyorum çaresizce...Bazen coşkun bir deniz gibi dalgalı bazende sığ sular gibi sessiz!
Thursday, February 7, 2008
çizgiler...
Ateşin tam içindeydim, göremedim yangının ruhumdaki izlerini...her şey öylesine yakıcıydı ki, çırpındıkça daha çok yaktım canımı...dokunduğum her şey iz bıraktı, zamanla geçer sandım, ama yanıldım. Eskisi kadar canımı yakmasada o izler, zaman zaman aynanın karşısında dalıyorum o izlerin taşıdıkları anlamlara! O çizgilerin toplamından daha fazlasıyım elbet. Yaşlanmakta böyle bir şey mi acaba! Her aynaya bakışında daha da derinleşen çizgilerin taşıdıkları anlamlarla hüzünlenmek gibi bir şey mi? Yıllar sonra hiç görmediğin bir dostunu ya da sevdalını gördüğünde onun yüzündeki çizgilerde kendini aramak gibi mi? Geçmişe bakıp, ne günlerdi demek belkide...Ya da sağnak bir yağmurun altında sırılsıklam olduktan sonra, sıcak bir köşede uyuyakalmak gibi. Neyse yaşlanmak için acele etmeye hiç gerek yok :)şimdilik yağmurların altında ıslansak ta, önemli olan ilerde huzurla uyuyabileceğimiz sıcak kuytular bulmak sanırım!
Wednesday, February 6, 2008
anlamlar...
Durdum ve arkama dönüp baktım; aslında ben bunu hep yapardım...Ama bu kez anladım! Ardımda bıraktığım ya da bıraktığımı zannedip bırakamadığım, tüm parçaların bir anlamı vardı. Yaşarken var zannettiğim anlamlardan çok daha farklıydı asıl anlamları ama ben bunu anca arkama dönüp baktığımda anladım... Şu an acı da verse, mutlulukta verse bu parçalar ancak geçmişim olduğunda asıl anlamına kavuşacaklar, artık bunu biliyorum! Ve bunu bildiğim için belki de yaşadığım olaylara büyük anlamlar yükleyip canımı acıtmamam gerektiğine inanıyorum... Bir de bu gözle bakın ardınızda bıraktıklarınıza ve bugününüzde derin anlamlar yüklediklerinize...
Thursday, January 17, 2008
Öğrettiği diğer bütün anlamlar gibi
Korktuğun şeyler olduğunda öylece bakakalırsın geride kalan gerçekliğe...Sanki içinde bir başka sen daha vardır, sessizce içindeki diğer sen'e kızarsın...Kızma boşuna, söylenme; o da sensin! İşte o an ne kadar kaçmak istersen iste, hesabı kendine çıkarırsın. Sadece kendine zarar verirsin. Sadece kendine akar göz yaşların ama sen kızgınlıktan ağladığını sanırsın. Dürüst ol aslında sen kendi haline acırsın! Acıma kendine, kızma da. İnsanız hepimiz; yanılırız. Hem hatalar da hayata dair değil mi? Küçükken bilmiyorsun hata ne demek. ve sonra yaptığın hatalarla büyüyorsun ve hayat sana öğretiyor anlamını...Öğrettiği diğer bütün anlamlar gibi...
Tuesday, January 8, 2008
umut kırıntıları...

Sesimi bir yerde birilerinin duyduğunu biliyorum, hatta diyorlarki ne kadar benzer yaşadıklarımız. Tuhaf; ben sadece boş beyaz bir ekrana yazıyorum, sonra yazdıklarımla bir başka insanın ruhuna dokunabiliyorum...Öyleyse daha çok yazmalı, daha çok paylaşmalı... Dün küstüm dedim oyunlara. Neden mi? Kitapta diyorduki bazı kadınlar sadece gerçeği isterler, çünkü onlar cevapsız sorulardan daha çok acı çekerler diye. Ben öyle kadınlardanım. Canımı yaksada gerçeği isterim sadece gerçeği! Beni üzmemek için gerçekleri saklayanlar bilmediler canımı daha çok yaktıklarını. Sorularla savaştım çaresizce, sorular bitmeden kabuk bağlamadı yaralar. Şimdiyse herşey karmakarışık hayatta. Yine aynı noktadayım. Hangisi gerçek hangisi yalan? Ya umutlanırsam. Hayır umut; yeşertemem seni içimde. Eğer bir kez daha kırarsa rüzgar dallarını; dayanamam anlasana!Sen çok kıymetli bir hazinesin benim için. Anlasana saklamalıyım seni. Peki nasıl saklayabilirim seni? Umutlanmadan sevebilir mi insan? Umutlanmazsa bekleyebilir mi? Umutlanmazsa özleyebilir mi? Peki ya her şey sadece tek bir saniye de yıkılırsa, yıkıntıların altından yine sadece bir kaç saniyede umut kırıntıları toplanabilir mi? Bunun cevabını biliyorum ve korkuyorum. Almayın sevdiklerinizden, insanlardan umutlarını! Umutlandırmayın yok yere bir başka insanı...Zira sadece umutları kalmış olabilir tutundukları! Umutla kalın ve o na sahip çıkın...
Monday, January 7, 2008
:(
Küstüm, ben artık oynamıyorum. Oyunlarınız, kurallarınız hepsi sizin olsun. Dedim ya ben artık oynamıyorum.
Saturday, December 29, 2007
Yüzleşme...
Bazen sanki hiç bir kontrolünüz yokmuş gibi hissedersiniz hayatınızın akışında...Zaman, mekan hatta o an düşündüğünüz ve hayatınızda var olan insanlar dahi sizin dışınızda gibi gelirler; öyle derin bir boşluk ve çaresizliktir belkide yaşanan...Durup düşünürsünüz, hatta düşüncelerinizi ifade eden tek bir kelime bile bulamazsınız, kelimeleriniz bile ait değildir düşüncelerinize!En yakınlarınızla bile konuşmak istemezsiniz, bu onları daha az sevdiğiniz anlamına gelmez asla; kendinize bile anlatamadığınız duygularınızı nasıl açabilirsiniz ki en yakınınız da olsa...İnsanın kendine bile anlatamadığı ama içten içe bildiği, bilinç düzeyinde anlam bulduğunda onu yaralayabilecek gerçekleri vardır. Bu gerçekleri çoğu zaman kendi bile görmez; göremez ya da görmek istemez...Belkide hayat bu görmek istemediğimiz gerçeklerle yüzleştiğimizde öğrendiklerimizin toplamı...Figen
Monday, December 17, 2007
Adsız...

Hızlı hızlı atarken adımlarımı, arkamdan koşarak gelişini görmemişim...Yıllar sonra adımı senin sesinden duyunca tanıyamamış olmak sesini, bir bilsen öylesine acıttı ki içimi...Nerden bileceksin ki, hem canımın acıdığını bilmiş olsan bencilce koşarmısın yıllar sonra ardımdan? Söylesene nedir yıllar sonra istediğin benden? Sen değil miydin giden? Sevmek vazgeçmekse eğer bir defa vazgeçince asla dönmemelisin geriye...Bırak kalan sarsın yaralarını...Hem ben çoktan sardım yaralarımı, ödedim arkanda bıraktığın manevi borçlarını....Canımı acıtan sana bakınca öncenden delice atan kalbimin, artık bir yabancıya bakar gibi suskun kalışı; bıraktığın ağır yükler kalbimin kanatlarını çoktan kırdı...Sen kırık bir kanat tek başına nasıl sarılır bilir misin; bir de o kanadı çok sevdiğin bir insan kırmışsa? Bilsen koşarmısın ısrarla sesimi duymak, yüzümü görmek için ardımdan...Bırak geçmişimdeki gibi kal, bırak geçmişteki gibi kalayım...Yüzümdeki izlerde arama kendini, sen gideli yüzümdeki çizgiler bile değişti...
Tuesday, December 11, 2007
Sahip Çıkmalıyım Ruhuma...

Sadece beni düşün istiyorum; sadece bana uyan ve gözlerini sadece bana kapat...Bencillik bu biliyorum; seni seviyorum demek yetmez bazı bencillikleri örtmeye, bunu da anlayabiliyorum! Hayatımda ilk kez bencillik yapan ben olmak istiyorum, bırak bu kez bencilce seveyim! Gördüm aşkı da , nefreti de...Bencilliği de tattım, çaresizliği de yaşadım. Heybem karma karışık acılarla, umutlarla dolu, ama ben o heybeyi boşaltıp, sadece senle doldurmak istiyorum; yardım et! Bunları duyup korkarsın beni sevmekten diye yine kendi içime dolup, kendi içime boşalıyorum...İçimde senden gizlice biriktirdiğim umutlarımı toplasam, alsam onları ruhumdan ve bıraksam denize, umutsuzca sevsem seni, belki umut yoksa acıda olmaz...Hani her an gidecekmişsin gibi sevsem ben seni,hiç umut olmadan. Biri bağlanacaksa sen bağlansan bana, dedim ya bu kez bencilce sevmek istiyorum...Bana bencilliği onlar, sevdiklerim öğrettiler...Etrafıma bir duvar ördüysem, kimseyi daha çok sevip bu kez yine incitmesinler çocuk ruhumu diye...Anladım ki insan kendisi korumazsa, kendisi sahip çıkmazsa ruhuna, kendisi saklamazsa kırılganlığını, kimse sahip çıkmaz onun ruhuna, acılarına ve ona acımazlarda...Murathan Mungan'ın da şiirinde söylediği gibi "Gün geldi öğrendin: Sahip olanlar bile sahip çıkmadı sana"...Figen
Sunday, December 9, 2007
İkimizin dramından bir mutluluk çıkar mı?

Genç kız kahvesini alıp eline, oturdu penceresinin önüne. Yağmurlu bir günde seyretti o çok sevdiği denizi. Şimdi sana dokunabilecek kadar yakınım, peki neden korkuyorum diye sordu kendi kendine...Belkide aklımda öylece kalmalısın, dokunursam sana belki bozulur büyü, saatin 12 yi vurması gibi herşey balkabağı...Ama hiç dokunmadan vazgeçersem seni görmekten, elinde hayalden bir ayakkabıyla kalan prens misali...Söylesene prensim hangisi daha iyi? Figen
Wednesday, December 5, 2007
Büyüyoruz...

Genç kız yorgundu, bir kaç adım daha attı;güçlükle...Öylece bıraktı kendini gecenin sesizliğine...İlk kez ürküttü onu bu sessiz gece; oysa tanıdıktı gecenin rengi de sessizliğide!Bu kez farklı dedi kendi kendine, bu kez farklı...Yavaşça süzüldü yaşlar gözbebeklerinden; uzun zamandır ağlamadığını hatırlattı yanan gözbebekleri yaralı ruhuna!Ben bu kez gerçekten denemiştim, özür dilerim dedi kendi kendine; seslenişi ruhunaydı, kendine yaşattığı acıların izlerini sarmak ister gibiydi; ama nafile, dokunamadı ruhuna!Artık ruhu bile uzağındaydı, bu daha çok acıttı canını...Soğuktu elleri, gözyaşlarını bir çırpıda silip attı, ama bir defada silinmiyordu ki gözyaşları...Ağlamıcam dedi son hıçkırığıyla; büyüdüm!Hayat bu kadar işte dedi; daha fazlasını ben nasıl bekleyebildim, bunu defalarca neden yaptım ruhuma? Hayat şarkıdaki gibi "benim gibiler için tasarlanmamıştı" ki dedi...ve yavaşça tekrarladı BÜYÜDÜM, büyüyorum anne! Figen
Tuesday, December 4, 2007
hayallerin resmi...

Sevgili İlknur beni mimlemiş... Hayallerimden birini bir resim aracılığıyla anlatmam gerekiyormuş... Benim en büyük hayallerimden biri başarılı bir ressam olmak, geç kaldığımı düşünmüyorum Van Gogh ressam olmaya karar verdiğinde 27 yaşındaymış... Resimle, resimdeki renklerle anlatmak istiyorum insanlara duygularımı...Şövalemi alıp, çıkmalıyım yola ve resme dökmeliyim hayatın içinde ki beni!
Sunday, December 2, 2007
Şarkılarım...
"Eski bir radyo, sadece ses olsun diye açılmış...
Işıklar hep açık, sanki o hiç gelmeyeni bekler gibi!
Gözler hep aynı boşluğun çaresizliğinde...
Yarınlar hep mi uzak?
Peki ben nerede bıraktım umutlarımı?
Benim kanatlarım var mıydı?
Yoksa ben hiç uçmadım mı?"
Bloğa yazınca anlıyorum, sanırım kafam yine karışmış, bu kez dizelerle anlatmak istedim duygularımı. Bana bunları ne mi yazdırdı? Radyoda çalan bir şarkı...Şarkı deyip geçmemek lazım, bana bunları yazdıran elbetteki şarkı değil, şarkıya yüklediğim anılarım,şarkının bana hatırlattıkları...Sanırım kanatlarım vardı ve bu şarkıda o zamanlardan...Bu şarkıyı dinleyemediğim zamanlarım oldu, şimdi hüzünlensem de dinleyebiliyorum demek ki yeniden uçma zamanım gelmiş!
Tuesday, November 27, 2007
Bir kitap ve tanıdık hikayeler...
"Yaralar sadece acımakla kalmazlar, bazen tatlı tatlı kaşınırlar da... Ruhumuzda derin bir yer edinen hatıralar da öyledir, tenimizdeki yaralara benzerler. Zaman donmuş, kabuk bağlamıştır. Biz o kabuğun altındaki büyülü manzaralara bakar, iç çekeriz. Gözümüzde birkaç damla gözyaşı birikir, büyük bir coşku ve inançla tekrar sarılırız hayatımıza..." Bu satırlar Haşmet Babaoğlu'nun "Rüyalarını ver Bana" isimli kitabından... Kitabı bir gecede okudum, o kadar tanıdıktı ki yazılanlar... Aklımda kalanları paylaşmak istedim günlüğümle... Birlikte olmakla birlikte yaşamak farklıdır diyor, iki sevgili birlikteyken sadece birbirlerine, birlikte yaşarken ise birlikte dünyaya bakarlar diyordu, ne kadar da doğruydu! Ne güzel de anlatılmıştı artan sorumluluk, birlikte dünyaya bakmak ifadesiyle... Kader sonu olmayan bir labirenttir, hangi yoldan gidersen git kendini başladığın noktada bulursun diyordu kitapta...Sanki bazen hayat, hep aynı nokta ya çıkan bir yola benzemiyor mu?
"Ama tutku tehlikelidir.
Tutkunun iki yanı da keskin bıçaktır. Tutacak yeri de yoksa eğer buçağın, bazen kanamyı göze almak gerekir…
En berbat özelliği nedir tutkunun?
Bağlandığınız kişinin gücü elinde tutan taraf olduğunu bilirsiniz.
İşte bu bilgi berbattır ve öfkeyi besler." Bence fırsatınız olursa bu kitabı okuyun...
Tuesday, November 20, 2007
Yaşamda ki tezat...

Uzun zaman oldu biliyorum,internette hala grev nedeniyle sorun var. Yeni bir yazıyla merhaba demek istedim günlüğüme ve tabiki sizlere.... Malum küresel ısınma mevsimlerimizi değiştirdi...Öyle ki hiç umulmadık bir anda yağışlar başlıyor ve sonrada sanki hiç bir şey olmamış gibi güneş gökyüzünde beliriveriyor.... Sırılsıklam olduğum bir günde hemen ardından güneşi hiç bir şey olmamış gibi gökyüzünde görünce işte hayat bu dedim kendi kendime...Yaşadıklarım geldi aklıma; bazen öyle ağır şeyler yaşıyor ki insan birden bastırıveren sağnak bir yağmurun altında kalırcasına, hazırlıksız yakalanıveriyor... Bu defa farklı ben nasıl yaşarım ya da bunu nasıl atlatabilirim ki, çok güçsüzüm dediği yağmurlu günler geçince güneşli bir günde sanki hiç bir şey olmamış gibi huzurlu buluyor kendini... Ama hep korkuyor "ya o yağmurlar yeniden yağarsa" diye! Ben yağmurları severim; belkide güneş yağmurlarla daha bir anlamlı...Sadece güneş olsa yağmuru özlemezdik, sadece yağmurlar yağsa güneşi...Sahi insan hiç bilmediği, tatmadığı, dokunmadığı, hissetmediği, görmediği bir şeyi özler mi? Bir soru daha var aklımda sormak istediğim, neden insanlar çok güldükleri bir günde, sanki kötü bir şey olacakmış hissine kapılırlar ve umarım ağlamam derler... Hayatın tezatları işte bunlar...Bize öğretilen tezatlar. Çok gülersen ağlarsın, hayatta herşey yolundaysa kötü birşeyler olabilir....Sanırım benim kafam yine karışmış :)
Friday, October 26, 2007
Lunaparkları lunapark yapan...

Bugün toplanan bir Lunapark gördüm....O kadar renksizdi ki, sonra Lunaparkı coşkulu yapanın ne olduğunu düşündüm...Lunapark alanında mutlaka çocuklar olmalı dedim; cıvıl cıvıl her yaştan çocuk sesleri doldurmalı meydanı...Sonra her renk bulunmalı ve bol ışıklı olmalı, o kadar çok olmalı ki ışıkları aynı umutla bakan bir çocuğun gözlerini hatırlatmalı insana...Öylesine güzel olmalı ki o ışıklar, içindeki çocuğu hatırlatabilmeli bir yaşlıya! Şekerde olmalı...Hani şu insanın hayatında tadına vara vara yiyebileceği şekerlerden! Salıncakları, atlı karıncası, çarpışan arabaları...Ama illaki çocukça yürekler, ve çocukça umutlar! Hangi yaşta olursa olsun insan, eğer içinde ki çocuğu yaşatabilirse lunaparklar onun için hep aynı kalır, önemli olan, lunaparkları lunapark yapan hep o hatırlattığı çocukça gülümsemeler ve çocuksu masumiyet değil midir!
Wednesday, October 24, 2007
Koşmalıyım...
Koşşam saatlerce, nereye gittiğimi bilmeden...Yıldızlarla dolu olmalı o gece gökyüzü...Sadece kendi ayak seslerimi duymalıyım...Yağmur yağmalı inceden ve rüzgarda savrulmalı uzun saçlarım...Kendimle sadece kendimle yarışır gibi koşmalıyım...Denize dönük olmalı yüzüm ve deniz kıyısında son bulmalı kendimle olan yarışım! O an durup sadece kendime kendi ruhuma dokunmalıyım ve birden havai fişekler patlamalı gökyüzünde! ve aydınlanmalı hayatım, ruhum; çocukça gülümsemeliyim...Sonra da hiç bir şey olmamış gibi o deli ruhu içime hapsedip yola devam etmeliyim!
Tuesday, October 23, 2007
Dallarımda rüzgarlar...

Büyük bir ağaç olmaya çalışan, genç bir ağaca benzettim bugün kendimi! Her bir yaprağım çok değerli...Köklerimle daha derinden tutunmaya çalışıyorum hayata! Rüzgarlarımda var tabiii, her bir dalımda ve yaprağımda hissettiğim, kimi zaman sert, kimi zaman ılık rüzgarlar...İzin veremem rüzgarların yapraklarımı savurmasına; dedim ya büyük bir ağaç olmak istiyorum! Bazen savruluyor yapraklarım rüzgarlarla ama ilk bahar fırsatında yeniden filizleniyorlar! Ve ben artık biliyorum; yeni açan yapraklarımın değerini; çünkü onların anlamını bana esen sert rüzgarlar öğretti! Yine Figence kısa bir yazı, benim kısa yazılarımda büyük anlamlar gizli, hayat da öyle değil mi zaten, bazen küçük bir şey yaşarsın ve kocaman şeyler öğrenirsin...
Tuesday, October 16, 2007
çığlık çığlığaaaaaaa

"Işıkla kal ve sakın değişme
Onlar seni değiştirmek isteseler de
Başını eğme ismimle uyan her güne
Ne kadar benim olmak istemesen de
Sesimi hisset şarkıma dokun işte
Onlar hep sorarlar boşver ilgilenme
Kaçı kaldı ki sen çekip gidince
Ne kadar geri dönmek istemesen de" Emre Aydın.... ÇOK güzel bir şarkıııı! Gecenin bu saati olmasaydı son ses açıp dinlemek isterdim...Süperego yine iş başında :)
Monday, October 15, 2007
Huzuru paylaşmak...

"Fazla bir şey istemem, sadece dur burda" diyor şarkıda...Oysa ne kadar da zordur sessizliği paylaşmak, aslında zor olan sessizliği paylaşabilecek ve yanında huzur duyulacak insanı bulmak değil midir? Eğer o insanı şu an bulmuş olsaydım ona:Sana ihtiyacım var ama sadece sessizce otur yanımda; yorma sorularla, nedenlerle beni; zaten nedenlerini bilseydim ben de sessiz kalmazdım ki demek isterdim; isterdim konuşmadan saatlerce oturmak... Huzur ne kadar da zor bulunur oysa; şu zaman diliminde insanlar her şeye, her sevgiye, ve her insana kuşkuyla bakarken; ne zor bulunan bir hazinedir, yanında huzur bulunabilecek diğer yarıyı bulmak...
Ben 5 Mevsimim

Karar verdim ben sadece 4 mevsim değil, 5 mevsimim...Nasıl olur demeyin, bazen öyle bir ruh haline bürünüveriyorum ki hiç bir mevsime benzemiyor; işte o ruh halim benim beşinci mevsimim. Şu aralar kışa dönük olsa da mevsim, benim içimde ılık bir ilkbahar kıpırtısı var; nedenini bilmiyorum ama çok güzel bir mevsimdeyim :)Bu arada hafta sonu o çok özlediğim yağmurlar yağdı; çocuksu bir gülümsemeyle izledim damlaların düşüşünü, çok güzel bir duyguydu! ve figence bir sözle bitirmek istiyorum yazımı "Havalar nasıl olursa olsun, sizin mevsiminiz hep bahar olsun"... :)
Thursday, October 11, 2007
Toplamı benim hayatım....

Ne güzel söylemiş Özdemir Asaf..."Benim söylemek için çırpındığım gecelerde siz yoktunuz!" Var olmasını çok istediğiniz anda yanınızda olmayan insanlar ya da tam tersi günlerce söylemek istediklerinizi biriktirip karşınıza geçtiklerinde hiç bir şey söyleyemediğiniz anlar...Öyle geceler ve günler yaşarki insan sadece kendine anlatabilir, kendi içinde birikenleri yine sadece kendi içinde toplayabilir! Boşadır çırpınışlar aslında, çünkü kendi acısını ve kendi yaralarını yalnızca kendi sarabilir insan...Belki de ondandır; söylemek için çırpınılan gecelerde yok oluşları O insanların...Evet öyle geceleri bende yaşadım; o can acıtan gecelerde ben de yalnızdım, ama öyle şeyler öğretti ki o yalnızlık; toplamı benim hayatım!
Tuesday, October 9, 2007
Yağmurlarım vardı...

Evet ben bir zamanlar yağmurlar altında ıslanırdım...Umrumda değildi sırılsıklam olmak! Ne oldu o yağmurlara? Ben şimdi en son ne zaman yağmurda yürüdüm; hatırlamıyorum bile...Hani kar çok nadir yağar ve mutlu eder ya insanı, şimdi yağmurun yağışını görmekte öyle oldu...İlk yağmur yağışıyla birlikte kendimi sokağa atıp, saatlerce ıslanmak, yorulmadan yürümek istiyorum...Sonra da eve gelip, perdeleri sonuna kadar açıp, cama vuran damlaları dinlemek, sokakta koşuşturan insanları seyretmek! Umarım daha çok beklemem...
Sunday, October 7, 2007
Friday, October 5, 2007
Önce İNSAN...

Resim Hürriyet gazetesinin geçmişten bugüne insanlık tarihinin ortak belleğinden silinmeyen en çarpıcı anlar isimli foto galerisinden alıntıdır. Galeride pek çok resim vardı ama ben bu resimden çok etkilendiğim için blogumda yer vermek istedim. Irkçılığın o dönemlerde hangi boyutlarda olduğunu yansıtan bir resim...İnsanları renklerine, konuştukları dillere, cinsiyetlerine, ırklarına, sosyo-ekonomik düzeylerine göre kategorize eden insanları anlamanın ve bu şekilde bir ayrımı kabul etmenin insanlık ayıbı olduğunu düşünüyorum. Bu konuda o kadar çok şey söylenebilir ki, ama kelimelerle ifade etmekte bir o kadar zor...Ama anlatmak istediğimi iki kelime ile ifade edebilirim diye düşünüyorum: HER ŞEYDEN ÖNCE İNSAN...
Tuesday, October 2, 2007
Hoşçakal töreni....

Ne kadar uzağa gitsemde gittiğim her yerde benimlesin diyordu şarkı ve Hoşçakal diye devam ediyordu....Ne kadar da tanıdık gelmişti bana bu dizeler...Kendi hoçakallarımı düşündüm ve farkettim ben aslında hiç "HOŞÇAKAL" demedim! Çaresizce kabullendiklerim oldu elbet, kader dedim ve yoluma devam ettim; ama içimde bir yerlerde hala izlerini ve oldukları gibi onları taşırım...Oysa denize bırakmak isterdim onları; onlara ait bir nesne olsa, atmamış olsaydım ve deniz kenarına gidip usulca bıraksaydım onları....Adına da hoşaçakal töreni deseydim! Ve o gün orada dalgalarla kaybolup gitselerdi; öylece durmasalardı içimde!
Monday, October 1, 2007
İnsan ve zaman....

"İnsanın zamanla bağı onu diğer varlıklardan ayırır. Geçmişi ve geleceği bugüne taşıyabilmek insana mahsus bir özelliktir" diyordu yazıda!
Ardından düşünmeye başladım, evet dedim kendi kendime ne kadar da doğru! Öyle bir bağ var ki zamanla aramızda kopması imkansız...Çoğu zaman bugünde hep geçmişi, çoğu zamanda bugünümüze geleceği taşıyıp bugünü yaşayamıyoruz. Ve bugünde bir gün geçmişimiz oluyor ve gelecekte de hep onun izlerini sorguluyoruz!
Pişmanlıklarını anlatan insanlar genelde geçmişlerini hep bugünde yani bugünkü bilinç düzeyinde sorguladıkları için daha çok acı çekiyorlardı; hatalar hep o zaman diliminde değil de bugünde değerlendirilince acıtıyordu insanların canını yazıyı okudukça bunu farkettim...Zamanla bağın kopmama nedeni de buydu belki...Çok felsefik oldu gibi....
Sunday, September 30, 2007
ve biz değiştik...

Değişmez sandığım her şeyin değiştiğini, değişebileceğini öğrendiğimde çoktan büyümüştüm...Oysa çocukken hep aynı kalacak gibiydi hayat!Annemiz, babamız, ailemiz, evimiz, oyuncaklarımız, oyun arkadaşlarımız, hatta biz; sanki hep aynı kalacaktık...Oysa insanlar, sevgiler, umutlar, umutsuzluklar, yalnızlıklar, mutluluklar hepsi ama hepsi değişirmiş...Bazen canımı çok acıttı değişenler; hatta o değişimlerle büyüdüğüm zamanlarda oldu..."Hep böyle kal" dediğim insanlarda olmuştu elbet; ama artık biliyordum değişeceklerini...Belkide değişen onlar değildi de bendim....Az önce baktımda o çok sevdiğim şehrin ışıkları bile her gece aynı parlamıyor; ya da ben her gece onlara aynı gözlerle yani aynı duygularla bakamıyorum!
Monday, September 24, 2007
Sana bitti diyen kim di?
"Sana 'bitti' diyen kim, ben sadece git demiştim...." 
"Pencerem boşluğa açılır, göremem gidişini.
Camlar buğulanmaz arkandan ve silinmez sevdan!
Pencerem boşluğa açılır, göremem gidişini,
El sallayamam hiç sana ve yuvarlanır dünya..."
"Gün batar usul usul kararır gece,
Bardaktan boşanır yağmur sel olur gider.
Gündüzler geceler ne zaman biter?
Şu batan güneş nereye gider?
Buharlaşır yeniden dökülen su,
Bulutları sil pencerenden sevgi devrialemi bu;
Yeniden doğar herşey!
'Herşey bitti' dediğin anda bir gül kök salar damarlarında...
Herşey biter bir şey bitmez
Herşey biter bir şey bitmez
BİTTİ"
İLHAN İREM
Wednesday, September 19, 2007
Monday, September 17, 2007
annelik...

Dün gazetede okuduğum, beni derinden etkileyen bir haberi paylaşmak istiyorum. Hikaye işte "annelik bu" dedirten türden. 22 haftalık hamileyken kanser olduğunu öğrenen ve bebeğinin ölmesine izin vermemek için kemoterapiden vazgeçen ve bebeğini sedece bir kez kucağına aldıktan sonra ölen bir annenin hikayesi bu...Kendi yaşamından vazgeçip, bebeğini yaşatmayı seçen bir anne! Bence yılın değil yüzyılın annelerinden biri olmalı...Peki ya o bebek...Bence o bebek hayata sımsıkı tutunmalı ve annesi içinde doyasıya yaşamalı hayatı!Çünkü onun yaşamı çok değerli...
Saturday, September 15, 2007
sokaklar...

Sokaklar isimli konu başlığı mı olur demeyin sakın; ben yazarsam eğer olur...Herşey ilk adımlarımı hangi sokağa attığı mı düşünmemle başladı. Sonrasında oyun oynadığım, çocukluğumun geçtiği sokakları ve hayatımda önemli olan diğer sokakları düşündüm...Öyle sokaklarda yürüdüm ki sonunda sevdiklerime kavuştum. Bir başka sokakta ayrıldım sevdiklerimden...Ağlayarak yürüdüğüm sokaklarda oldu elbet...Şimdi hangi sokak buluşturur bizi dediğim insanlarda geçti hayatımdan...Ben o sokakların hiçbirini unutmadım, şimdi tekrar yürüsem aynı sokaklardan yine aynı anılar canlanır kalbimde en derinde bir yerlerde...Bence sizde düşünün size özel olan sokakları...
Wednesday, September 12, 2007
okudum okudum anlamadım...

Zor deneyimler yaşıyorum son günlerde...Hayat sabrımı deniyor sanırım ama ben artık yorgunum..."öyle bir rol vermişler ki; okudum, okudum anlamadım" diyen şarkı sözüne döndü hayatım!Sanırım ben dünyaya çabalamak için gelmişim, birden bire yenilenmedi hiç benim hayatım, hep daha fazla çalıştım ben, hep sonuna kadar mücadele ettim!Ama ne yaparsan yap, hayat son noktayı koyuyor; bunu da yaşayarak öğrendim...Hayat son an'a kadar sürprizlerle doludur diyordu filmde...Benim o sürprizlerden birine her zamankinden çok şimdi ihtiyacım var...Öğrenilmiş çaresizlik bu yaşadığım onu da biliyorum; dedim ya yorgunum...
Thursday, August 30, 2007
Yüregim

Yüregim,ıslaktir benim,
Kuytularda aglamaktan.
Ve hafif ucuktur rengi,
Kurusun diye kac kez,
Güneşe asilmaktan... Sunay Akın
Bu aralar uzun yazılar yazamıyorum. Neden mi? Sanırım pek içime dönmek istemiyorum...Kaçıyorum galiba!Keşke kendimi bırakıp kaçmak mümkün olsa...Bir günlüğüne de olsa uzaklaşsam aklımdan çıkmayanlardan...Ama onlar değil miki beni ben yapan??????
Wednesday, August 29, 2007
niyet...

Yıllar önce okuduğum "Bir Çift Yürek" isimli kitapta yazan ve benim çok sevdiğim bir sözü yazmak istiyorum bu gün....
"Bütün insanlar etten ve kemiktendir; farklı olan yürek ve niyettir".
Ne kadar da doğru; bizi birbirimizden farklı kılanlar da bunlar değil mi zaten...İyi niyetli insanlar diliyorum :)
Saturday, August 25, 2007
eskidendi çok eskiden....

Geçmişte yaşadıklarımı düşünüyorum şimdilerde. İnsan geçmişini en yoğun yaşlılık döneminde sorgular oysa! Yoksa yaşlanıyor muyum? Yaşlı bir hastam vardı; mutlu musunuz diye sorduğumda birden bire gözleri dolmuş ve ağlamaklı gözlerle bana bakarak "mutluluk çok eskiden di" ben en son ne zaman mutlu oldum hatırlamıyorum demiş ve gözyaşlarının derin çizgiler üzerinden süzülmesine izin vermişti...Çok üzüldüğüm anlardan biridir.Sonraki görüşmelerimizde anladım ki geçmişse dair çok fazla pişmanlık biriktirmişti ve artık geçmişte yaşadıklarını sorgulamaktan bugününü yaşayamıyordu ve derin bir mutsuzluktu şimdilerde yaşadığı!
Pişmanlıklar zordur, ağır bir yüktür insanlar için...Keşkeler bugünü alır götürür...ve eğer çok fazla pişmanlık doldurursanız heybenize yaşlanınca hep geçmişinizi ve hatalarınızı düşünür ve çoğu zaman yaşanmamış bir hayatın yasını tutarsınız...Çok geç olmadan heybenize bir bakın derim ben !



