Friday, June 29, 2007

şarkılar ve an' lar...


Bir şarkı ve o şarkıyı ilk dinlediğiniz anda yaşananlar arasında siz yaşadıkça var olacak bir bağ vardır...Bu bağ öylesine güçlüdür ki ne zaman aynı şarkıyı duysanız sizi alır o an' a götürür...Ve o an hiç bir zaman unutulmaz, adeta o şarkı ile her defasında hayat bulur!!! Bir burukluk kaplar o an içini; kaçamazsın...Ya da bazen bile bile acıtmak istersin canını ve gider o şarkıyı dinlersin, belkide istediğin canını acıtmak değil de o an' a hayaldede olsa geri dönmektir...Hatta bu durum şarkılara bile konu olmuştur:
"Çoktan unuturdum ben seni, çoktan. Ah bu şarkıların gözü kör olsun (Zeki Müren)"

Tuesday, June 26, 2007

Delilik...


Delilik çok eski, belki de insanlıkla yaşıt bir hastalıktır..... Tarihin bir kısmında delilik kadar acı verici olan tek şey, insanların bununla başa çıkma yöntemleriydi. Onu hapsetmeyi,kesip çıkartmayı, şoka uğratmayı, yakmayı denedik durduk....Ama delilik bizi hiç bırakıp gitmedi....

Teknolojiii


İşte bu!!!!!!!!!!!

Thursday, June 14, 2007

Değirmenler


Uçurtma uçar sözlüğümden,
Geri gelmeyecek bir kuş
Yaşanmamış kırıntılar sadece bir düş...

Zaman düşer ellerimden yere,
Oradan tahtaboşa.
Saatler çalışır izinsiz, hep bir sonraya...

Ve SEN, BEN DEĞİRMENLERE KARŞI
Bile bile birer YİTİK SAVAŞÇI!
Akarız dereler gibi denizlere
Belki de en güzeli böyle...Bülent Ortaçgil-Şebnem Ferah

Lost...


Korkunç bir uçak kazası...
Issız bir ada...
48 farklı yaşam...
Büyük bir mücadele....
1'i Altın Küre, 6'sı Emmy olmak üzere 28 ödül....
Mükemmel bir kurgu!Her bölümünde ayrı bir gizem saklı...

Wednesday, June 13, 2007

İstersen hiç başlamasın....


İstersen hiç başlamasın

Bu hikaye eksik kalsın

Onca yaraların ardından

Yeni bir aşk yaratamazsın


Örselenmiş bir çocukluk

İşte benim bütün hikayem

Kaç sevda geçse de yüreğimden

Bu yıkıntıları onaramazsın


İstersen hiç başlamasın

Geç kalmışız birbirimize

Yanlış kapılarda geçmiş bunca yıl

Dönemeyiz artık ilk gençliğimize

İstersen hiç başlamasın

Söz verelim kendimize...Murathan Mungan

Friday, June 8, 2007

Bir Dilek Tut....


"Yaşama gün değil ama güne yaşam verebiliriz"!
BİR DİLEK TUT DERNEĞİ, Türkiye’nin dört bir yerinde yasayan ve hayati tehlike taşıyan bir hastalığı olan çocukların “dileklerini” gerçekleştirmek amacıyla çalışmalarını sürdüren bir kuruluş. Dilek çocukları beyin kanseri, lösemi gibi ciddi hastalıklarla erken yaşta mücadele etmek zorunda kalmış küçük savaşçılar.... Dernek; bu küçük savaşçılara yaşamla mücadelelerinde umut kaynağı olabilmek amacıyla çok istedikleri bir dileği gerçekleştirmek için çalışmalarını sürdürüyor...Buz pateni yapmak, hayvanat bahçesine gitmek, hayran olduğu futbolcu ya da en sevdiği şarkıcıyla tanışmak, kendine ait bir odaya, bir bilgisayara ya da sadece bir bebeğe sahip olmak.....
Ben dernekle geçen yıl tanıştım, derneğin gönüllü üyesiyim... Hasta bir çocuğu güldürmenin çok zor olduğunu biliyorum....Hasta bir çocuğun dileğinin gerçekleştiği andaki yüzündeki gülümseme ise hayat boyu unutulmayacak anlardan biri....Belki sizde bir dileği gerçekleştirebilirsiniz....Böyle güzel bir amaca hizmet eden derneğin gönüllü üyelere ihtiyacı var...O üye neden siz olmayasınız ki! Hayat bence manevi doyum yaşadığımız, bir başka insana ulaşabildiğimiz; acısına ve mutluluğuna ortak olabildiğimiz anların toplamı....Sizce????

Hep sanmışım....


Mayın tarlasında dolaşıp durmuşum aşk sanıp da
Herkez arkamdan bağırmış kimseyi duymamışım
Savaş filmlerinde olurya yaralı yaralı devam etmişim
Sonuna kadar aşk ya yanımdasın sanmışım

Mayın tarlasında yürüyüp durmuşum aşk sanıp da
Tel örgülerde durmamış bir delikten geçmişim
Herşey bana dur demiş kulağım darbe almış duymamışım
Sonuna kadar aşk ya sadece inanmışım

Korkmuşum düşmüşüm kalkmışım
Sevişmek sevmekten gelir inanmışım
Elimden tuttuğunda öyle bir güvenmişim ki
Bize birşey olmaz sanmışım
Hep sanmışım

Mayın tarlasında bir adam sevmişim aşk sanıp da
Soyunup korkusuzca çırılçıplak kalmışım
Aşk filmlerinde olur ya işte öyle sevmişim sonunda
Bedenim sağlam bulunmuş; yüreğim paramparça.....(Şebnem Ferah)

Tuesday, June 5, 2007

Çikolataaaa....


Yemeye başladığım anda asla nerede duracağımı bilemediğim mükemmel lezzet! Mutsuz günlerimin baş tacı....Aklıma düştüğü anda yemeden beynimden asla uzaklaştıramayacağım tek takıntımm....Çikolatayı belkide vaz geçilmez kılan mutluluk hormonu salınımını arttırması. Çünkü çikolata mutluluk hormonu olarak adlandırılan serotoninin salgılanmasını sağlıyor. Serotonin hormonu ise insanları daha rahat ve huzurlu yapıyor....Sonuç ortada çikolata yiyipte anlıkta olsa rahatlamamak mümkün değil...

Çikolata tropik kakao ağacının tohumlarından üretiliyormuş ve geçmişi 4 bin yıl önceye kadar uzanıyormuş...Hatta bu kakao ağacının adı Latincede “tanrıların besini” demekmiş...Gerçekten harika bir lezzet; hatta öyle ki uğruna şarkılar bile var...

Ah çikolata, yarama merhem olsana

Ah çikolata, olanları unuttursana

Ah çikolata, hadi sözünde dursana

Ah çikolata, beni benden alsana....(zakkum)

Fazla söze gerek yok bol çikolatalı günler, ama siz yinede ölçüyü kaçırmayın!!!

Monday, June 4, 2007

Gerçek Güzellik Kampanyası....



'Kalıplaşmış görüşler, özendirilen kişiler ve kaybedilen değerler.Güzellik anlayışı nasıl bu kadar değişti?' Yukarıdaki sözler Dove'un gerçek güzellik kampanyasından...

Dove'un 10 ülkeden 3,000 kadınla görüşerek sorguladığı güzellik kavramı çalışmasından bir kaç ilginç sonucu sizlerle paylaşmak istiyorum:

*Kadınların sadece %2’si kendini güzel buluyor,
*Kadınların yarısından fazlası günümüzün güzellik idealleri karşısında kendilerini güzel hissetmenin zor olduğuna inanıyor,
*Araştırmaya katılan on kadından yedisi güzelliğin sadece fiziksel özellikler bazında çok dar bir bakış açısıyla tanımlandığını düşünüyor!

Neden güzellik anlayışımız bu kadar değişti, neden sadece 100 kadından sadece 2'si kendini güzel buluyor; bu sonuç çok ağır değil mi? Sizce aynı çalışma erkekler üzerinde yapılsa erkeklerin yüzde kaçı kendini yakışıklı olarak değerlendirir; bence yüzde ikiden çok daha fazlası....Oysa gerçek güzellik nedir? İçinde bulunduğumuz zaman diliminde yeniden sorgulanması gereken değerlerden biri de değişen güzellik anlayışımız....GECE KREMİNDEN SONRA DEĞİŞMEYEN KADINLAR NEREDESİNİZ?????

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim...


Sana gül bahçesi vadetmedim, 16 yaşında ağır ruhsal sağlık sorunu yaşayan bir genç kızın; Deborah'ın hikayesi...Deborah içinde bulunduğu dünyanın gerçekliğine tutunamayıp; kendine özgü bir içe kapanım dünyasında yaşamaya başlamıştır. Git gide gerçek dünyadan uzaklaşmış ve ait olma duygusuyla kendine yarattığı hayal dünyasına tutunmaya başlamıştır. Sonrasında ise Deborah ailesi tarafından akıl hastanesine yatırılır... Deborah'ın ve Deborah'ların hikayeleri hep çok etkilemiştir beni... Kitapta ağır ruhsal hastalık yaşayan Deborah'ın dünyasına giriyorsunuz ve bu hastalara karşı kendi bakış açılarınızı sorgulamaya başlıyorsunuz... İnsanın kendine olan farkındalığını arttıran ve mutlaka okunması gereken kitaplardan bir tanesi Deborah'ın hikayesi...

Deborah ve Doktorunun görüşmesinden önemli bir alıntı:
Doktor: " Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben.Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim.Ve hiçbir zaman huzur ya da mutluluk da vadetmedim. Sana ancak bütün bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşmanda yardımcı olabilirim ..."

Bu sözler her birimizin hayatına ve yaşadıklarımıza bakış açımıza yeni anlamlar katabilir. Hayatta hepimiz zorluklar yaşayabiliriz, önemli olan yaşadıklarımızla mücadele etmede sahip olduğumuz savaşma gücüdür.....

Chris de Burgh....


Chris de Burgh İrlanda'lı bir müzisyen. Çoğu kişi onu 'LADY in RED' isimli parçasıyla tanıyor. Ben sizlere Chris de Burgh'ün 'SAİLOR' isimli parçasından söz etmek istiyorum. Sailor hayatımda dinlediğim en güzel şarkılardan bir tanesi. Öyle şarkılar vardır ki sözlerinin hiç bir önemi yoktur; varolan sadece müziktir ve sizi bambaşka yerlere götürür. Sailor' da müziğin evrenselliğini başarıyla gözler önüne seren harika bir şarkı....Mutlaka dinlemenizi öneriyorum...

Sunday, June 3, 2007

Gitmek...


Öyle anlar vardır ki, insan öylece bırakıp gitmek ister.
Ona kendini hatırlatan her şeyden; sevdiklerinden, menekşesinden, sokağa açılan penceresinden, her kapıyı açışında onu karşılayan yalnızlıktan, birbirine benzeyen sabahlardan ve hiç değişmeyen akşamlardan, çocukluğundan, gençliğinden, aşklarından, aşk sandıklarından, sevdiği şarkılardan, aynalardan, yarından.......ve daha bir çok şeyden...
Neden hep hayat çekilmez olduğunda gitmek isteriz? Belkide biz gitmek için hep çok geç kalıyoruz...
Hem gitsek ne değişir ki; bir şarkı, bir çocuk, bir bakış, bir gülüş, bir başka sokak, aynı yalnızlık; insan kendinden kaçamazki...
Ben hep gitmek isterim; ama hiç GİTMEDİM, GİDEMEDİM!

Hoşbuldum


Sizlere çok sevdiğim bir şiirle merhaba demek istiyorum


KAYBEDECEK ŞEYLER

Çoğaldıkça kaybedecek şeylerin

Yaşamdan geri çekilirsin

Onca şeye sahipken

Bakarsın kaybolmuş hayallerin

Ne zaman karşılaşsak seninle,

Eskilerden konuşmak istiyorsun,

Oysa bambaşka hayatlar seçtik,bunu biliyorsun

Dünyayla değiş tokuş ettiğimiz şeyler aynı değil

Kazandıklarımızla kaybettiklerimiz benzemiyor birbirine

Ne kadar konuşsak boş,

Şimdisi aynı olmayanlar geçmişi aynı hatırlamaz ki,

Niye anlamıyorsun?

Geçtiğimiz yollarda

Aynı hesabı ödememişiz hayata

Bizi birleştiren hiçbir şey yok

Bir zamanlar var sandığımız yanıltıcı ortaklıktan başka

Belki yüzler tanıdık birbirine

Bunca zaman sonra

Ölçülü bir selamlaşma yetiyor bana,

Sen niye daha fazlasını istiyorsun?

Dön bak ardımızda kalan yıllara

Senin kaybedecek şeyin çok,

Benimse her şeyim hala bir kibrit çakımında…MURATHAN MUNGAN