
"Seni nasıl seviyorum biliyor musun? Ot yağmuru nasıl severse, ayna ışığı nasıl severse, balık suyu ve insan ekmeği nasıl severse, sarhoşun şarabı, şarabın billur kadehi sevdiği gibi, annenin çocukları, çocukların anneleri sevdikleri gibi, Lenin'in inkılâbı ve inkılâbın Marx'ı sevdiği kadar, velhasıl seni Nazım Hikmet'in Hatice Zekiye Pirayende Piraye'yi sevmesi gibi seviyorum".
Şöyle diyordu mektuplardan biri: "Canım karıcığım. Birbirimizden uzak olmak, birbirimize sokulamamak ne korkunç şey, fakat bu korkunçluğun ne tuhaf, ne acı bir tadı var."
Galiba en çok bu tadı sevdi Nazım... Aslında Onun sevdiği, kadınlar değil, sevme fikriydi... Kadınlar sadece öznesiydi o sevginin; nesnesi oldukları anda değiştirdi onları... O'na aşkı anlatabilmek için vesileler, ilhamlar lâzımdı... Son şiirlerinden birinde, "üstümüze yazdıklarımın hepsi yalan" dedi, "Onlar olan değil, olmasını istediklerimdi aramızda..."
Sevgiyi, yaşamaktan çok yazmayı sevdi... Ve onca aşktan damıttığını iki sözcüğe sıkıştırıp özetledi:"Aslolan hayattır." Can Dündar'ın "Aslolan" isimli yazısından alıntıdır.
Bizler de acaba kişileri değil de onlarla birlikte iken ortaya çıkan farklı "ben" leri mi seviyoruz? Sevginin bizi değiştirmesine mi aşk diyoruz!
9 comments:
Ben "ben" leri değilde "onu" sevdim hep..Düşündüm de aşka böyle bi tanım da getirilebilir...
Güzel yazı olmuş elinize sağlık...
Selcuk,
Teşekkür ederim...Sanırım ne onla birlikteyken ortaya çıkan "ben"i çok sevmeli ne de sadece "onu" sevmeli...Sanırım aradaki denge önemli; ama aşk dengesizlik işi olduğuna göre biraz zor gibi :)
yok yok bence kişileri de seviyoruz ayrı ayrı. hımm nasıl anlatabilirim bunu tam olarak acaba... şöyle diyelim; o kişi değilde bir başkası olsaydı, onunlayken ortaya çıkan "ben"i hiç tanımamış olacaktım. o hiç tanımadığım "ben"i ortaya çıkarabildiği için seviyorum/sevdim ben hepsini ayrı ayrı. O'nu sevmek kısmı ağır basar da, "ben"i bulamazsam olmuyor işte o iş. dediğin gibi dengesi de yok bunun. illa bir taraf ağır basıyor.
yine de her haliyle varım ben aşka! aslolan, imitasyon olan vb. hepsi aşk bittikten sonra ortaya çıkıyor nasılsa. yaşarken hiçbirini gözü görmüyor insanın =)
mahallenin delisi,
gözün kör olması konusunda sonuna kadar sana katılıyorum :)
Bazen de karşınızdakini sevmeyi seviyosunuz. Yani bu sevgi alışkanlık, ekmek, su gibi bir şey oluyor sizin için. Ben de katılıyorum gözün kör lması durumuna:) Eğer gözünüz kör olduğunda göremedikleriniz vahim şeylerse de eeeen tehlikeli durumdur bence...
Aşka bulduğum en kısa tanım gene üç harfli bir kısaltma: UFO.
Yok yok uzaylılarla alakası yok, bakıyorum gökyüzünden yıldız bile yok şu saatte :)
Undefined Feeling Object
;)
Aydancım,
Çok haklısın, vahim şeyleri görememek insanı daha çok yaralıyor ve kendine olan güvenini sarsabiliyor...
Umit,
Ben UFO tanımını sevdim; hem kelime anlamıyla "Undefined Feeling Object", hemde o dönemde her insan birazcık uzaylı gibi oluyor :)
ben kimi sevdiysem hep kendimi sevdim önce..aşık olduğum kendimdi sadece..belki bencilce ama öyle.kendimi bulmak için daha kaç asır beklemem gerekecek
Post a Comment