Friday, August 24, 2007

Aslolan Hayattır!


"Seni nasıl seviyorum biliyor musun? Ot yağ­muru nasıl severse, ayna ışığı nasıl severse, ba­lık suyu ve insan ekmeği nasıl severse, sarho­şun şarabı, şarabın billur kadehi sevdiği gibi, annenin çocukları, çocukların anneleri sevdik­leri gibi, Lenin'in inkılâbı ve inkılâbın Marx'ı sev­diği kadar, velhasıl seni Nazım Hikmet'in Hati­ce Zekiye Pirayende Piraye'yi sevmesi gibi sevi­yorum".

Şöyle diyordu mektuplar­dan biri: "Canım karıcığım. Birbirimizden uzak olmak, birbirimize sokulamamak ne korkunç şey, fakat bu korkunçluğun ne tuhaf, ne acı bir tadı var."

Galiba en çok bu tadı sevdi Nazım... Aslında Onun sevdiği, kadınlar değil, sevme fikriydi... Kadınlar sadece öznesiydi o sevginin; nesnesi oldukları anda değiştirdi onları... O'na aşkı an­latabilmek için vesileler, ilhamlar lâzımdı... Son şiirlerinden birinde, "üstümüze yazdıklarımın hepsi yalan" dedi, "Onlar olan değil, olmasını istediklerimdi aramızda..."

Sevgiyi, yaşamaktan çok yazmayı sevdi... Ve onca aşktan damıttığını iki sözcüğe sıkıştırıp özetledi:"Aslolan hayattır." Can Dündar'ın "Aslolan" isimli yazısından alıntıdır.

Bizler de acaba kişileri değil de onlarla birlikte iken ortaya çıkan farklı "ben" leri mi seviyoruz? Sevginin bizi değiştirmesine mi aşk diyoruz!

9 comments:

Anonymous said...

Ben "ben" leri değilde "onu" sevdim hep..Düşündüm de aşka böyle bi tanım da getirilebilir...

Güzel yazı olmuş elinize sağlık...

FİGEN said...

Selcuk,
Teşekkür ederim...Sanırım ne onla birlikteyken ortaya çıkan "ben"i çok sevmeli ne de sadece "onu" sevmeli...Sanırım aradaki denge önemli; ama aşk dengesizlik işi olduğuna göre biraz zor gibi :)

mahallenin delisi said...

yok yok bence kişileri de seviyoruz ayrı ayrı. hımm nasıl anlatabilirim bunu tam olarak acaba... şöyle diyelim; o kişi değilde bir başkası olsaydı, onunlayken ortaya çıkan "ben"i hiç tanımamış olacaktım. o hiç tanımadığım "ben"i ortaya çıkarabildiği için seviyorum/sevdim ben hepsini ayrı ayrı. O'nu sevmek kısmı ağır basar da, "ben"i bulamazsam olmuyor işte o iş. dediğin gibi dengesi de yok bunun. illa bir taraf ağır basıyor.

yine de her haliyle varım ben aşka! aslolan, imitasyon olan vb. hepsi aşk bittikten sonra ortaya çıkıyor nasılsa. yaşarken hiçbirini gözü görmüyor insanın =)

FİGEN said...

mahallenin delisi,
gözün kör olması konusunda sonuna kadar sana katılıyorum :)

aydan said...

Bazen de karşınızdakini sevmeyi seviyosunuz. Yani bu sevgi alışkanlık, ekmek, su gibi bir şey oluyor sizin için. Ben de katılıyorum gözün kör lması durumuna:) Eğer gözünüz kör olduğunda göremedikleriniz vahim şeylerse de eeeen tehlikeli durumdur bence...

Ümit Kurt said...

Aşka bulduğum en kısa tanım gene üç harfli bir kısaltma: UFO.

Yok yok uzaylılarla alakası yok, bakıyorum gökyüzünden yıldız bile yok şu saatte :)

Undefined Feeling Object

;)

FİGEN said...

Aydancım,
Çok haklısın, vahim şeyleri görememek insanı daha çok yaralıyor ve kendine olan güvenini sarsabiliyor...

FİGEN said...

Umit,
Ben UFO tanımını sevdim; hem kelime anlamıyla "Undefined Feeling Object", hemde o dönemde her insan birazcık uzaylı gibi oluyor :)

eylul said...

ben kimi sevdiysem hep kendimi sevdim önce..aşık olduğum kendimdi sadece..belki bencilce ama öyle.kendimi bulmak için daha kaç asır beklemem gerekecek