Sunday, September 30, 2007

ve biz değiştik...


Değişmez sandığım her şeyin değiştiğini, değişebileceğini öğrendiğimde çoktan büyümüştüm...Oysa çocukken hep aynı kalacak gibiydi hayat!Annemiz, babamız, ailemiz, evimiz, oyuncaklarımız, oyun arkadaşlarımız, hatta biz; sanki hep aynı kalacaktık...Oysa insanlar, sevgiler, umutlar, umutsuzluklar, yalnızlıklar, mutluluklar hepsi ama hepsi değişirmiş...Bazen canımı çok acıttı değişenler; hatta o değişimlerle büyüdüğüm zamanlarda oldu..."Hep böyle kal" dediğim insanlarda olmuştu elbet; ama artık biliyordum değişeceklerini...Belkide değişen onlar değildi de bendim....Az önce baktımda o çok sevdiğim şehrin ışıkları bile her gece aynı parlamıyor; ya da ben her gece onlara aynı gözlerle yani aynı duygularla bakamıyorum!

Monday, September 24, 2007

Sana bitti diyen kim di?

"Sana 'bitti' diyen kim, ben sadece git demiştim...."

"Pencerem boşluğa açılır, göremem gidişini.
Camlar buğulanmaz arkandan ve silinmez sevdan!
Pencerem boşluğa açılır, göremem gidişini,
El sallayamam hiç sana ve yuvarlanır dünya..."

"Gün batar usul usul kararır gece,
Bardaktan boşanır yağmur sel olur gider.
Gündüzler geceler ne zaman biter?
Şu batan güneş nereye gider?
Buharlaşır yeniden dökülen su,
Bulutları sil pencerenden sevgi devrialemi bu;
Yeniden doğar herşey!
'Herşey bitti' dediğin anda bir gül kök salar damarlarında...
Herşey biter bir şey bitmez
Herşey biter bir şey bitmez
BİTTİ"

İLHAN İREM

Wednesday, September 19, 2007

Monday, September 17, 2007

annelik...


Dün gazetede okuduğum, beni derinden etkileyen bir haberi paylaşmak istiyorum. Hikaye işte "annelik bu" dedirten türden. 22 haftalık hamileyken kanser olduğunu öğrenen ve bebeğinin ölmesine izin vermemek için kemoterapiden vazgeçen ve bebeğini sedece bir kez kucağına aldıktan sonra ölen bir annenin hikayesi bu...Kendi yaşamından vazgeçip, bebeğini yaşatmayı seçen bir anne! Bence yılın değil yüzyılın annelerinden biri olmalı...Peki ya o bebek...Bence o bebek hayata sımsıkı tutunmalı ve annesi içinde doyasıya yaşamalı hayatı!Çünkü onun yaşamı çok değerli...

Saturday, September 15, 2007

sokaklar...


Sokaklar isimli konu başlığı mı olur demeyin sakın; ben yazarsam eğer olur...Herşey ilk adımlarımı hangi sokağa attığı mı düşünmemle başladı. Sonrasında oyun oynadığım, çocukluğumun geçtiği sokakları ve hayatımda önemli olan diğer sokakları düşündüm...Öyle sokaklarda yürüdüm ki sonunda sevdiklerime kavuştum. Bir başka sokakta ayrıldım sevdiklerimden...Ağlayarak yürüdüğüm sokaklarda oldu elbet...Şimdi hangi sokak buluşturur bizi dediğim insanlarda geçti hayatımdan...Ben o sokakların hiçbirini unutmadım, şimdi tekrar yürüsem aynı sokaklardan yine aynı anılar canlanır kalbimde en derinde bir yerlerde...Bence sizde düşünün size özel olan sokakları...

Wednesday, September 12, 2007

okudum okudum anlamadım...


Zor deneyimler yaşıyorum son günlerde...Hayat sabrımı deniyor sanırım ama ben artık yorgunum..."öyle bir rol vermişler ki; okudum, okudum anlamadım" diyen şarkı sözüne döndü hayatım!Sanırım ben dünyaya çabalamak için gelmişim, birden bire yenilenmedi hiç benim hayatım, hep daha fazla çalıştım ben, hep sonuna kadar mücadele ettim!Ama ne yaparsan yap, hayat son noktayı koyuyor; bunu da yaşayarak öğrendim...Hayat son an'a kadar sürprizlerle doludur diyordu filmde...Benim o sürprizlerden birine her zamankinden çok şimdi ihtiyacım var...Öğrenilmiş çaresizlik bu yaşadığım onu da biliyorum; dedim ya yorgunum...

Thursday, August 30, 2007

Yüregim


Yüregim,ıslaktir benim,
Kuytularda aglamaktan.
Ve hafif ucuktur rengi,
Kurusun diye kac kez,
Güneşe asilmaktan... Sunay Akın
Bu aralar uzun yazılar yazamıyorum. Neden mi? Sanırım pek içime dönmek istemiyorum...Kaçıyorum galiba!Keşke kendimi bırakıp kaçmak mümkün olsa...Bir günlüğüne de olsa uzaklaşsam aklımdan çıkmayanlardan...Ama onlar değil miki beni ben yapan??????

Wednesday, August 29, 2007

niyet...


Yıllar önce okuduğum "Bir Çift Yürek" isimli kitapta yazan ve benim çok sevdiğim bir sözü yazmak istiyorum bu gün....
"Bütün insanlar etten ve kemiktendir; farklı olan yürek ve niyettir".
Ne kadar da doğru; bizi birbirimizden farklı kılanlar da bunlar değil mi zaten...İyi niyetli insanlar diliyorum :)

Saturday, August 25, 2007

eskidendi çok eskiden....


Geçmişte yaşadıklarımı düşünüyorum şimdilerde. İnsan geçmişini en yoğun yaşlılık döneminde sorgular oysa! Yoksa yaşlanıyor muyum? Yaşlı bir hastam vardı; mutlu musunuz diye sorduğumda birden bire gözleri dolmuş ve ağlamaklı gözlerle bana bakarak "mutluluk çok eskiden di" ben en son ne zaman mutlu oldum hatırlamıyorum demiş ve gözyaşlarının derin çizgiler üzerinden süzülmesine izin vermişti...Çok üzüldüğüm anlardan biridir.Sonraki görüşmelerimizde anladım ki geçmişse dair çok fazla pişmanlık biriktirmişti ve artık geçmişte yaşadıklarını sorgulamaktan bugününü yaşayamıyordu ve derin bir mutsuzluktu şimdilerde yaşadığı!
Pişmanlıklar zordur, ağır bir yüktür insanlar için...Keşkeler bugünü alır götürür...ve eğer çok fazla pişmanlık doldurursanız heybenize yaşlanınca hep geçmişinizi ve hatalarınızı düşünür ve çoğu zaman yaşanmamış bir hayatın yasını tutarsınız...Çok geç olmadan heybenize bir bakın derim ben !

Friday, August 24, 2007

Aslolan Hayattır!


"Seni nasıl seviyorum biliyor musun? Ot yağ­muru nasıl severse, ayna ışığı nasıl severse, ba­lık suyu ve insan ekmeği nasıl severse, sarho­şun şarabı, şarabın billur kadehi sevdiği gibi, annenin çocukları, çocukların anneleri sevdik­leri gibi, Lenin'in inkılâbı ve inkılâbın Marx'ı sev­diği kadar, velhasıl seni Nazım Hikmet'in Hati­ce Zekiye Pirayende Piraye'yi sevmesi gibi sevi­yorum".

Şöyle diyordu mektuplar­dan biri: "Canım karıcığım. Birbirimizden uzak olmak, birbirimize sokulamamak ne korkunç şey, fakat bu korkunçluğun ne tuhaf, ne acı bir tadı var."

Galiba en çok bu tadı sevdi Nazım... Aslında Onun sevdiği, kadınlar değil, sevme fikriydi... Kadınlar sadece öznesiydi o sevginin; nesnesi oldukları anda değiştirdi onları... O'na aşkı an­latabilmek için vesileler, ilhamlar lâzımdı... Son şiirlerinden birinde, "üstümüze yazdıklarımın hepsi yalan" dedi, "Onlar olan değil, olmasını istediklerimdi aramızda..."

Sevgiyi, yaşamaktan çok yazmayı sevdi... Ve onca aşktan damıttığını iki sözcüğe sıkıştırıp özetledi:"Aslolan hayattır." Can Dündar'ın "Aslolan" isimli yazısından alıntıdır.

Bizler de acaba kişileri değil de onlarla birlikte iken ortaya çıkan farklı "ben" leri mi seviyoruz? Sevginin bizi değiştirmesine mi aşk diyoruz!

Thursday, August 23, 2007


ÇOCUK KUŞ

Bir kuştu,
Allı allı bir kuş.
Her tüyüne bir çiçek bağladılar
Uçmadı o.

Bir kuştu,
Mavili mavili bir kuş.
Her tüyüne bir boncuk bağladılar
Uçmadı o.

Bir kuştu,
Yeşilli yeşilli bir kuş.
Her tüyüne bir çocuk kordelası bağladılar
Uçtu o.Fazıl Hüsnü Dağlarca

Wednesday, August 22, 2007

Şurup....


Şurup benim inatla açmayan menekşemin ismi...Hiç menekşeye şurup diye isim verilir mi demeyin; ben verdim! Hep bir iran kedim ya da sevimli, depresif bakışlı bir köpeğim olsun istedim; şurup olmayan kedimin ve köpeğimin ismiydi....Ama ben menekşeye sahiptim ve ona bu ismi verdim....Yalnız ufak bir sorunum vardı o da menekşemin inatla açmak istemeyişi.Sanırım onu taaaa İstanbul'dan İzmir' e getirmeme çok kızmıştı; aslında haksızda sayılmazdı!Arkadaşlarım onuda terapiye almamı önerdiler...Günlerce konuşmaya çalıştım onunla :)kendini yalnız hissetmesin diye...ve bir gün, tam 1 yıl sonra tam açacak derken, şurup açmadan soldu...oysa ben ona öyle güzel bir renk yakıştırmıştım ki...Ama düşünüyorum da, belki açsa o kadar güzel görünemezdi! Hani kafanızda bir resim çizersiniz ve o öyle kalsın istersiniz ya ; İŞTE ÖYLE BİR ŞEY!

Sunday, August 19, 2007

where is my mind?


Fight club, benim en çok etkilendiğim filmlerden bir tanesidir...Filmi izleyenler bilir "where is my mind" filmin müziklerinden biridir; benim favori parçalarımdandır!
Filmin insan psikolojisini ele alan yönünü mü (psikoz) yoksa içinde yaşadığımız sistemin kurallarını anlatış tarzından mı etkilendiğimi tam olarak bilemiyorum...Ama beni düşünmeye sevk eden bir kaç güzel sözü yazmak istiyorum.
*Sahip olduğun şeyler zamanla sana sahip olur!
*Sen işin değilsin, sen cüzdanındaki para, bindiğin araba, üzerinde ki giysiler de değilsin!
*Mükemmelin peşinde koşmayı bırak, sen mükemmel değilsin!

destina...

"Dün gece sen uyurken,
Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana!
İşte bu yüzden sırf bu yüzden;
Yeni bir isim verdim sana...DESTİNA"

Thursday, August 16, 2007

Çocukken...


Ne zaman bir şeylere üzülsem hemen çocukluğuma sığınırım; belkide suçluluk duyuyorum. O hayatı tanımayan, umut dolu gözlerle siyah beyaz bir resimden bakan kız çocuğunun hayallerini gerçekleştiremediğim için...Daha fazla ne yapabilirdim bilmiyorum...O'nu mutlu etmeye yeterdi dondurma, elma şekeri, pamuk şeker ya da badem kraker...Ama bazen öyle şeyler yaşıyor ki insan hiç bir şey yetmiyor mutlu olmaya; zamanla öyle boşluklar açılıyor ki ruhunda o boşlukları dolduramadan yaşamayı öğrense de biliyor eksik olanları! Bilmesi de yetiyor zaten...Büyüyünce her şey değişiyor ya; bu yüzden çocukken çok mutlu olmalı insan...Sınırsız çikolata ve dondurma yiyebilmeli, istediği gibi kirlenmekten korkmadan oynayabilmeli...Çünkü hiç bir şey çocukluktaki kadar eğlenceli ve tatlı değil! Bu yüzdendir ki ben markette alışveriş yapıp tek bir çikolata ya da şeker alamadan çıkan çocuklara üzülürüm!!!

Wednesday, August 15, 2007

Kaybolduğunda....


1. Ne yapıyorsun?
2. Ne hissediyorsun?
3. Ne bekliyorsun?
4. Ne istiyorsun?
5. Neden kaçınıyorsun?
Cevapların seni kendine götürecek...

Tuesday, August 14, 2007

Yalan mı? O da ne!!!!!

Bende aydan tarafından mimlenmişim....Yalanın iyisi, kötüsü, beyazı,siyahı ya da en güzeli var mı bilmiyorum ama insan ilişkilerinin ne yazıkki bir parçası...Özellikle de günümüzde...Psikolojiyle uğraştığım için insanları sıkça gözlemlerim ve deneyimlerini paylaştığım kişilerden bende dersler çıkartmaya çalışırım. İnsanların yaşadıkları içsel sıkıntıların kimi zaman nedeni söylenen yalanların kişide oluşturmuş olduğu çökkünlük olabiliyor. Hepimiz günlük hayatta bir takım yalanlar söyleriz ama asıl tehlikeli olansa yalanları kendisine kişilik özelliği haline getirmiş olan insanlara inanmak! Çünkü sonrasında kişi kendisini sorgulamaya başlıyorve sonraki dönemde de güven sorunu yaşamaya başlayabiliyor...Siz iyisimi pinokyolara kanmayın!
Bende insanlar tarafından sıkça söylenen ve artık inandırıcılığını kaybettiğini düşündüğüm bir kaç yalanı yazabilirim diye düşünüyorum....
1. Ben asla yalan söylemem...(en tehlikelisi)
2. Ben dış güzelliğe değil, ruh güzelliğine önem veririm...
3. Dedikodu mu nefret ederim, hiç işim olmaz...
4. Uzun süren bir ilişkiden yeni çıktım, zamana ihtiyacım var...
5. Senden başkasını gözüm görmüyor....
6. Ne estetik mi? Botoks mu? Ben mi? Bu benim doğal güzelliğim...
7. Ben televizyon izlemem, o saydığınız kişileri hiç duymadım....

Sunday, August 12, 2007

Dünya dönüyor...


Dünya bize sormadan sürekli dönüyor...Mevsimler farkına varmadan birinden diğerine değişiyor...İnsanlar giriyor hayatlarımıza ve birgün gidiyorlar...Hiç kimse çocuk kalmıyor...Hayatın bir düzeni var ve bizler ister dolu dolu yaşayalım, ister öylesine o akışından hiç bir şey kaybetmiyor...Çoğu günler etrafımızdaki güzelliklerin farkına varmadan akıp gidiyor...Bir söz vardı "İnsanlar aynaları görmezler; onlar aynanın içindekini görürler" diye...Kaç ayna var kim bilir görmediğimiz!!!!!!!!!!

Wednesday, August 8, 2007

Tek Başına....

Bir sevda çekerdi kalbim, sessiz tek başına.
Varamaz dokunamazdı elim, umutsuz yarasına.
Biliyorum kavuşmak imkansız, anlıyorum yaşamalıyım sensiz,
Tek başına tek başına..

Her gece hayalimde, düşümde her kadehin bitişinde,
Bir buruk bir gariptir içim aklımdan her geçişinde,
Biliyorum kavuşmak imkansız anlıyorum yaşamalıyım sensiz,
Tek başına tek başına...Fikret Kızılok

Tuesday, August 7, 2007

Bu yazının adı yok...


"Bana yazdigin son mektubun ucunu,
Bu sefer bilerek yakmamissin!
Sehre gitmeye karar verdigini söylüyorsun,
Sen bilirsin,
Verdigin bu kararin sen farkina varmamissin!" Ne güzel söylemiş Cem Karaca... Şehre gitmek...Büyük şehirde yaşamak...Son zamanlarda büyük şehirlerin kalabalıklığı, yaşanan ilişkilerin adsızlığı, arkadaşlıkların zamansızlığı, koca binaların altında daha da yalnızlaşan insanları düşünüyorumda küçük bir şehirde yaşamak daha cazip gibi geliyor! Belkide bu saydıklarımın şehirlerle, şehirlerin büyüklük ya da küçüklüğüyle hiç bir ilgisi yoktur...Acaba Heidi büyük bir şehirde yaşasaydı mutsuz mu olurdu? Büyük şehirde Heidi yıldızları seyredemezdi ki....Zaten Heidi de büyük şehri sevememiş ve Alp lere geri dönmüştür...Sanırım bugünlerde kendimi Heidi gibi hissediyorum :)

Saturday, August 4, 2007

Normal??? Anormal???


Normal nedir? Birine göre normal olan diğerine göre anormal olamaz mı? Herkes kaldırımdan yürürken cadde ortasında yürüyen, herkes ağlarken gülen midir anormal?? İstatistiksel olarak çoğunluğa uyan, uç noktalarda olmayandır normal! Peki o zaman ben çoğunluğun fikrine katılmayıp, farklı bir fikri savunduğum zamanlarda istatistiksel olarak uç noktalardan biri olacağıma göre anormal mi olurum, olmalı mıyım? Tıbbi anlamda da normalin çeşitli ölçütleri bulunmakta. Freud normalin tanımını "çalışmak ve sevmek" olarak yapmış... Belki normale göre anormalin tanımını yapmak daha kolay gibi.... Bence herkes kendi kafasında ki normal ve anormal tanımlamalarını düşünmeli. Çoğu insanlar kafalarında şekillendirdiği anormal tanımlamalar yüzünden önyargılara sahipler...Ayrıca herkes kendi "normalliğinden" eminken kim bilebilir ki kimin daha "anormal" olduğunu?

Friday, August 3, 2007

Thursday, August 2, 2007

Travis-Sing

Bu gün içimden sadece bu şarkıyı dinlemek geliyor....Nedenini bilmiyorum!

Tuesday, July 31, 2007

Görmek istediğin gibi görmek...


Sizede oldu mu bilmiyorum; çoğu zaman beynimizin oyununa geliyoruz. Aslında gerçekte var olmayan şeyleri beynimiz öyle bir kurguluyor ki biz o öyleymiş gibi görmeye başlıyoruz! Çoğu zamanda suçlu olan sadece beynimiz değil duygularımız da, gerçeklerle yüzleşemediğimiz için görmek istediğimiz gibi düşlemek işimize geliyor, duygusal olarak huzur buluyoruz! Nitekim kurbağaları prens gibi yüceltip, ilk öpücük sonrası koca bir hüsrana bürünüvermek çoğu kadının yaşadığı bir deneyim; aaaa prens değilmiş! Ayrıca bu konuyla ilgili klasik bir cümle: "sen çok değiştin eskiden böyle değildin" acaba eskiden de öyleydi de biz mi görmek istemedik ya da işimize geldiği gibi mi gördük? Hayatımızdaki kişileri oldukları gibi kabul edemeyip, onlara beynimizde farklı anlamlar yükleyip yani görmek istediğimiz gibi gördüğümüzde sonuç çoğu zaman büyük bir hayal kırıklığı....

Monday, July 30, 2007

Big girls don't cry...



Küçükken ya canımızın acıdığını, ya karnımızın aç olduğunu ya da şefkat ve ilgi istediğimizi anlatmanın yoluydu ağlamak! Sonra biraz daha büyüdük düştüğümüz de "sus ağlama, kocaman kız oldun" dediler. Öğrendik ki büyük kızlar ağlamaz! Sonra daha da büyüdük, ayrıldık koşulsuz sevgi kaynağından, her canımız yandığında yaralarımızı koşulsuz saran insanlardan....Ve farklılaştı ağlama nedenlerimiz...Artık düşünce ağlamıyorduk, daha başka, gözle görülemeyen yaralarımızdı ağlama sebebimiz. Öyle zaamanlar geldi ki o yaralarla büyüyüp artık ağlayamaz olduk!

Tuesday, July 24, 2007

Korku...



İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.

Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.

Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.

Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.

Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.

Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.

Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermediği için.

Ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.

Ve yaşamaktan korkuyor, kendisi için değil, başkalarına göre yaşadığı için.

William Shakespeare

Monday, July 16, 2007

Hayat...


Hayat sadece 5 harfli bir kelime miydi? Sadece yazmak onu anlamaya yeter miydi? Hayat bilgisi dersi hayatı öğretebilir miydi yoksa hayat şairin dediği gibi sadece yaşayarak mı öğrenilirdi? Elleri var mıydı hayatın; sımsıkı tutulabilir miydi? Peki neresinde saklıydı anlamı hayatın; sadece hüzünler mi büyütürdü hayatın anlamını? Neden insan hep hata yapınca sorgulardı hayatını? Uzun bir hayat sürmekle, YAŞADIM demek aynı şeymiydi? Peki ya siz YAŞIYOR MUSUNUZ, yoksa sadece HAYATTA mısınız? Benim bugünlerde kendime sıkça sorduğum sorular bunlar, birazda sizlerin kafası karışsın istedim.

Bu hayat bilgisi ne ağır dersmiş hocam!
Düşündüm, kararlıyım;
Ben adam olamicam!
Madem her şey basit bi formül,
Mutluluğu söylesin kimya!
Benim kimyam feci halde bozuldu;
Anlamsız geliyo bana dünya!!!!!!!!

Sunday, July 15, 2007

Farid Farjad...

Farid Farjad İran'lı keman virtüözü....Müziğe hayat veren adam!En çok sevdiğim parçası ise "taghatam deh"...O ses sizi alır kendinize götürür; içinize dönüp bakmak istediğiniz zamanların müziği...Bazen çığlığınız, bazen coşkunuz, bazen hüznünüz, bazen adını koyamadığınız duygularınız...Bazende hepsi iç içe!



Wednesday, July 11, 2007

John Lennon....

"Hayat, sen başka planlar yaparken başına gelenlerdir." John Lennon!



O, uğruna ölünecek ya da insanların öldürüleceği ülkeler
olmadığını, tüm insanların aynı gökyüzü altında barış içinde yaşadığını hayal etmemizi istedi...

Monday, July 9, 2007

ROMEO ve JULİET


Romeo ve Juliet kan davalı, iki düşman ailenin birbirine aşık iki çocuğudur...Hikayeyi ve sonunu hepiniz biliyorsunuz!
Juliet: Benim düşmanım olan adındır yalnızca,
Sen sensin, montague olmasan da.
Hem montague nedir ki?
Ne eli bir erkeğin,
Ne ayağı, ne kolu, ne yüzü ne de başka bir parçası.
N' olur başka bir ad bul kendine!
Adın ne değeri var?
Şu gülün adı değişse bile,
Kokmaz mı aynı güzellikte?
Romeo' nun da adı romeo olmasaydı,
Kusursuzluğundan hiçbirşey kaybolmazdı.
Romeo, bırak, at bu adı!
Senin parçan olmayan bu ada karşılık al bütün varlığımı!Shakespeare

Sunday, July 8, 2007

Bang Bang Bang....


"Naci en alamo
Naci en alamo,
No tengo lugar
No tengo paisaje
No tengo patria..."
Bu şarkıyı hala dinlemediyseniz bence çok şey kaybetmişsiniz...Adsız yerlerden geldim
toprağım yok,anavatanım belirsiz!Ateşler yakıyorum parmaklarımla ve sana şarkılar söylüyorum kalbimle....Çok güzel bir şarkı

Topladım avucumda kaderim...
Bir demet gülde; arsız dikenim!
Enyüksek dağların tepesinden,
Boşluğa savrulurda giderim....Barış Akarsu

Sunday, July 1, 2007


Ben manevi miras olarak hiçbir nass-ı kat'i, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış düstur bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır.

Mustafa Kemal Atatürk

Friday, June 29, 2007

şarkılar ve an' lar...


Bir şarkı ve o şarkıyı ilk dinlediğiniz anda yaşananlar arasında siz yaşadıkça var olacak bir bağ vardır...Bu bağ öylesine güçlüdür ki ne zaman aynı şarkıyı duysanız sizi alır o an' a götürür...Ve o an hiç bir zaman unutulmaz, adeta o şarkı ile her defasında hayat bulur!!! Bir burukluk kaplar o an içini; kaçamazsın...Ya da bazen bile bile acıtmak istersin canını ve gider o şarkıyı dinlersin, belkide istediğin canını acıtmak değil de o an' a hayaldede olsa geri dönmektir...Hatta bu durum şarkılara bile konu olmuştur:
"Çoktan unuturdum ben seni, çoktan. Ah bu şarkıların gözü kör olsun (Zeki Müren)"

Tuesday, June 26, 2007

Delilik...


Delilik çok eski, belki de insanlıkla yaşıt bir hastalıktır..... Tarihin bir kısmında delilik kadar acı verici olan tek şey, insanların bununla başa çıkma yöntemleriydi. Onu hapsetmeyi,kesip çıkartmayı, şoka uğratmayı, yakmayı denedik durduk....Ama delilik bizi hiç bırakıp gitmedi....

Teknolojiii


İşte bu!!!!!!!!!!!

Thursday, June 14, 2007

Değirmenler


Uçurtma uçar sözlüğümden,
Geri gelmeyecek bir kuş
Yaşanmamış kırıntılar sadece bir düş...

Zaman düşer ellerimden yere,
Oradan tahtaboşa.
Saatler çalışır izinsiz, hep bir sonraya...

Ve SEN, BEN DEĞİRMENLERE KARŞI
Bile bile birer YİTİK SAVAŞÇI!
Akarız dereler gibi denizlere
Belki de en güzeli böyle...Bülent Ortaçgil-Şebnem Ferah

Lost...


Korkunç bir uçak kazası...
Issız bir ada...
48 farklı yaşam...
Büyük bir mücadele....
1'i Altın Küre, 6'sı Emmy olmak üzere 28 ödül....
Mükemmel bir kurgu!Her bölümünde ayrı bir gizem saklı...

Wednesday, June 13, 2007

İstersen hiç başlamasın....


İstersen hiç başlamasın

Bu hikaye eksik kalsın

Onca yaraların ardından

Yeni bir aşk yaratamazsın


Örselenmiş bir çocukluk

İşte benim bütün hikayem

Kaç sevda geçse de yüreğimden

Bu yıkıntıları onaramazsın


İstersen hiç başlamasın

Geç kalmışız birbirimize

Yanlış kapılarda geçmiş bunca yıl

Dönemeyiz artık ilk gençliğimize

İstersen hiç başlamasın

Söz verelim kendimize...Murathan Mungan

Friday, June 8, 2007

Bir Dilek Tut....


"Yaşama gün değil ama güne yaşam verebiliriz"!
BİR DİLEK TUT DERNEĞİ, Türkiye’nin dört bir yerinde yasayan ve hayati tehlike taşıyan bir hastalığı olan çocukların “dileklerini” gerçekleştirmek amacıyla çalışmalarını sürdüren bir kuruluş. Dilek çocukları beyin kanseri, lösemi gibi ciddi hastalıklarla erken yaşta mücadele etmek zorunda kalmış küçük savaşçılar.... Dernek; bu küçük savaşçılara yaşamla mücadelelerinde umut kaynağı olabilmek amacıyla çok istedikleri bir dileği gerçekleştirmek için çalışmalarını sürdürüyor...Buz pateni yapmak, hayvanat bahçesine gitmek, hayran olduğu futbolcu ya da en sevdiği şarkıcıyla tanışmak, kendine ait bir odaya, bir bilgisayara ya da sadece bir bebeğe sahip olmak.....
Ben dernekle geçen yıl tanıştım, derneğin gönüllü üyesiyim... Hasta bir çocuğu güldürmenin çok zor olduğunu biliyorum....Hasta bir çocuğun dileğinin gerçekleştiği andaki yüzündeki gülümseme ise hayat boyu unutulmayacak anlardan biri....Belki sizde bir dileği gerçekleştirebilirsiniz....Böyle güzel bir amaca hizmet eden derneğin gönüllü üyelere ihtiyacı var...O üye neden siz olmayasınız ki! Hayat bence manevi doyum yaşadığımız, bir başka insana ulaşabildiğimiz; acısına ve mutluluğuna ortak olabildiğimiz anların toplamı....Sizce????

Hep sanmışım....


Mayın tarlasında dolaşıp durmuşum aşk sanıp da
Herkez arkamdan bağırmış kimseyi duymamışım
Savaş filmlerinde olurya yaralı yaralı devam etmişim
Sonuna kadar aşk ya yanımdasın sanmışım

Mayın tarlasında yürüyüp durmuşum aşk sanıp da
Tel örgülerde durmamış bir delikten geçmişim
Herşey bana dur demiş kulağım darbe almış duymamışım
Sonuna kadar aşk ya sadece inanmışım

Korkmuşum düşmüşüm kalkmışım
Sevişmek sevmekten gelir inanmışım
Elimden tuttuğunda öyle bir güvenmişim ki
Bize birşey olmaz sanmışım
Hep sanmışım

Mayın tarlasında bir adam sevmişim aşk sanıp da
Soyunup korkusuzca çırılçıplak kalmışım
Aşk filmlerinde olur ya işte öyle sevmişim sonunda
Bedenim sağlam bulunmuş; yüreğim paramparça.....(Şebnem Ferah)

Tuesday, June 5, 2007

Çikolataaaa....


Yemeye başladığım anda asla nerede duracağımı bilemediğim mükemmel lezzet! Mutsuz günlerimin baş tacı....Aklıma düştüğü anda yemeden beynimden asla uzaklaştıramayacağım tek takıntımm....Çikolatayı belkide vaz geçilmez kılan mutluluk hormonu salınımını arttırması. Çünkü çikolata mutluluk hormonu olarak adlandırılan serotoninin salgılanmasını sağlıyor. Serotonin hormonu ise insanları daha rahat ve huzurlu yapıyor....Sonuç ortada çikolata yiyipte anlıkta olsa rahatlamamak mümkün değil...

Çikolata tropik kakao ağacının tohumlarından üretiliyormuş ve geçmişi 4 bin yıl önceye kadar uzanıyormuş...Hatta bu kakao ağacının adı Latincede “tanrıların besini” demekmiş...Gerçekten harika bir lezzet; hatta öyle ki uğruna şarkılar bile var...

Ah çikolata, yarama merhem olsana

Ah çikolata, olanları unuttursana

Ah çikolata, hadi sözünde dursana

Ah çikolata, beni benden alsana....(zakkum)

Fazla söze gerek yok bol çikolatalı günler, ama siz yinede ölçüyü kaçırmayın!!!

Monday, June 4, 2007

Gerçek Güzellik Kampanyası....



'Kalıplaşmış görüşler, özendirilen kişiler ve kaybedilen değerler.Güzellik anlayışı nasıl bu kadar değişti?' Yukarıdaki sözler Dove'un gerçek güzellik kampanyasından...

Dove'un 10 ülkeden 3,000 kadınla görüşerek sorguladığı güzellik kavramı çalışmasından bir kaç ilginç sonucu sizlerle paylaşmak istiyorum:

*Kadınların sadece %2’si kendini güzel buluyor,
*Kadınların yarısından fazlası günümüzün güzellik idealleri karşısında kendilerini güzel hissetmenin zor olduğuna inanıyor,
*Araştırmaya katılan on kadından yedisi güzelliğin sadece fiziksel özellikler bazında çok dar bir bakış açısıyla tanımlandığını düşünüyor!

Neden güzellik anlayışımız bu kadar değişti, neden sadece 100 kadından sadece 2'si kendini güzel buluyor; bu sonuç çok ağır değil mi? Sizce aynı çalışma erkekler üzerinde yapılsa erkeklerin yüzde kaçı kendini yakışıklı olarak değerlendirir; bence yüzde ikiden çok daha fazlası....Oysa gerçek güzellik nedir? İçinde bulunduğumuz zaman diliminde yeniden sorgulanması gereken değerlerden biri de değişen güzellik anlayışımız....GECE KREMİNDEN SONRA DEĞİŞMEYEN KADINLAR NEREDESİNİZ?????

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim...


Sana gül bahçesi vadetmedim, 16 yaşında ağır ruhsal sağlık sorunu yaşayan bir genç kızın; Deborah'ın hikayesi...Deborah içinde bulunduğu dünyanın gerçekliğine tutunamayıp; kendine özgü bir içe kapanım dünyasında yaşamaya başlamıştır. Git gide gerçek dünyadan uzaklaşmış ve ait olma duygusuyla kendine yarattığı hayal dünyasına tutunmaya başlamıştır. Sonrasında ise Deborah ailesi tarafından akıl hastanesine yatırılır... Deborah'ın ve Deborah'ların hikayeleri hep çok etkilemiştir beni... Kitapta ağır ruhsal hastalık yaşayan Deborah'ın dünyasına giriyorsunuz ve bu hastalara karşı kendi bakış açılarınızı sorgulamaya başlıyorsunuz... İnsanın kendine olan farkındalığını arttıran ve mutlaka okunması gereken kitaplardan bir tanesi Deborah'ın hikayesi...

Deborah ve Doktorunun görüşmesinden önemli bir alıntı:
Doktor: " Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben.Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim.Ve hiçbir zaman huzur ya da mutluluk da vadetmedim. Sana ancak bütün bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşmanda yardımcı olabilirim ..."

Bu sözler her birimizin hayatına ve yaşadıklarımıza bakış açımıza yeni anlamlar katabilir. Hayatta hepimiz zorluklar yaşayabiliriz, önemli olan yaşadıklarımızla mücadele etmede sahip olduğumuz savaşma gücüdür.....

Chris de Burgh....


Chris de Burgh İrlanda'lı bir müzisyen. Çoğu kişi onu 'LADY in RED' isimli parçasıyla tanıyor. Ben sizlere Chris de Burgh'ün 'SAİLOR' isimli parçasından söz etmek istiyorum. Sailor hayatımda dinlediğim en güzel şarkılardan bir tanesi. Öyle şarkılar vardır ki sözlerinin hiç bir önemi yoktur; varolan sadece müziktir ve sizi bambaşka yerlere götürür. Sailor' da müziğin evrenselliğini başarıyla gözler önüne seren harika bir şarkı....Mutlaka dinlemenizi öneriyorum...

Sunday, June 3, 2007

Gitmek...


Öyle anlar vardır ki, insan öylece bırakıp gitmek ister.
Ona kendini hatırlatan her şeyden; sevdiklerinden, menekşesinden, sokağa açılan penceresinden, her kapıyı açışında onu karşılayan yalnızlıktan, birbirine benzeyen sabahlardan ve hiç değişmeyen akşamlardan, çocukluğundan, gençliğinden, aşklarından, aşk sandıklarından, sevdiği şarkılardan, aynalardan, yarından.......ve daha bir çok şeyden...
Neden hep hayat çekilmez olduğunda gitmek isteriz? Belkide biz gitmek için hep çok geç kalıyoruz...
Hem gitsek ne değişir ki; bir şarkı, bir çocuk, bir bakış, bir gülüş, bir başka sokak, aynı yalnızlık; insan kendinden kaçamazki...
Ben hep gitmek isterim; ama hiç GİTMEDİM, GİDEMEDİM!

Hoşbuldum


Sizlere çok sevdiğim bir şiirle merhaba demek istiyorum


KAYBEDECEK ŞEYLER

Çoğaldıkça kaybedecek şeylerin

Yaşamdan geri çekilirsin

Onca şeye sahipken

Bakarsın kaybolmuş hayallerin

Ne zaman karşılaşsak seninle,

Eskilerden konuşmak istiyorsun,

Oysa bambaşka hayatlar seçtik,bunu biliyorsun

Dünyayla değiş tokuş ettiğimiz şeyler aynı değil

Kazandıklarımızla kaybettiklerimiz benzemiyor birbirine

Ne kadar konuşsak boş,

Şimdisi aynı olmayanlar geçmişi aynı hatırlamaz ki,

Niye anlamıyorsun?

Geçtiğimiz yollarda

Aynı hesabı ödememişiz hayata

Bizi birleştiren hiçbir şey yok

Bir zamanlar var sandığımız yanıltıcı ortaklıktan başka

Belki yüzler tanıdık birbirine

Bunca zaman sonra

Ölçülü bir selamlaşma yetiyor bana,

Sen niye daha fazlasını istiyorsun?

Dön bak ardımızda kalan yıllara

Senin kaybedecek şeyin çok,

Benimse her şeyim hala bir kibrit çakımında…MURATHAN MUNGAN

Monday, April 2, 2007